Diyarbakır Anneleri'nin 1195 gündür dinmeyen feryadı: Çocuklarımızı verin
Giriş Tarihi: 11.12.2022 10:30 Güncelleme Tarihi: 11.12.2022 10:58
Diyarbakır'da eyleme katılan anne: Evladımı kandırdılar
Genç yaşta dağa kaçırılan Sarıtaş için kente gelen aile, HDP'ye tepki gösterdi.
Diyarbakır'da eyleme katılan anne: Evladımı kandırdılar
17 yaşındayken HDP tarafından dağa kaçırılan oğlulları Suat Sarıtaş için Diyarbakır'a gelen aile, HDP'ye tepki gösterdi.
Diyarbakır annelerinin HDP il binası önündeki eylemi devam ediyor.
Diyarbakır annelerinin HDP il binası önündeki eylemi devam ediyor.
Aileler, dağa kaçırılan çocuklarından HDP'yi sorumlu tutuyor.
3 Eylül 2019'da başlatılan ve 1195'inci gününde devam eden eyleme, Erzurum'dan 17 yaşındayken dağa kaçırılan oğlu Suat Sarıtaş için gelen anne Ayten ile ağabey Sedat Sarıtaş da katıldı.
"Oğlum gel, hiç kimseden korkma"
Anne Sarıtaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, yaklaşık 8 yıldır kaçırılan oğlundan haber alamadığını söyledi.
Oğlu için eyleme dahil olduğunu belirten Sarıtaş, "Evladımı kandırdılar, kaçırdılar. Oğlum gel, hiç kimseden korkma. Senin arkanda, annen, babam, 5 kardeşin, çok şükür kocaman devlet var. Seni kandırıp götürdüler." dedi.
Diyarbakır'da eyleme katılan anne: Evladımı kandırdılar VİDEO
"Milletin çocuklarını kandırıp götürüyorlar"
Ağabey Sarıtaş da kardeşinin kaçırıldığı dönemde HDP'li belediye tarafından "şenlik" adı altında etkinlik yapıldığını aktararak, şöyle konuştu:
"Milletin çocuklarını kandırıp götürüyorlar. Ondan sonra 'Biz yapmadık, şu yaptı, bu yaptı, HDP götürmedi, belediye yapmadı.' diyorlar. Peki bunları kim götürdü?"
AA'nın haberine göre, Sarıtaş, kardeşinin geri dönmesini, devlete sığınmasını istediklerini aktardı.
Diyarbakır annelerinin oturma eylemine bir aile daha katıldı
Diyarbakır annelerinin dağa kaçırılan çocukları için HDP il binası önünde sürdürdüğü oturma eylemine bir aile daha katıldı.
Çocuklarının dağa kaçırılmasından HDP'yi sorumlu tutan Diyarbakır annelerinin 3 Eylül 2019'da başlattığı oturma eylemi 1188'inci gününde sürüyor.
Diyarbakır'dan 2014'te 17 yaşındayken kandırılarak dağa götürülen oğlu Bedrettin Dağ için gelen anne Ayfer Dağ da eyleme dahil oldu.
Dağ, gazetecilere yaptığı açıklamada, evladının kandırılarak dağa götürüldüğünü söyledi.
Bugüne kadar haber alamadığı oğlunun dönmesini istediğini dile getiren Dağ, "Oğlum gel, seni kandırıp götürdüler. Evladım gelinceye kadar burada oturacağım. Oğlumun gelmesini istiyorum. Çocuğumu onlardan istiyorum." ifadesini kullandı.
Diyarbakır Anneleri'nin 1000 gündür dinmeyen feryadı: Çocuklarımızı verin
Diyarbakır'da HDP il binası önünde oturma eylemi yapan ailelerin evlat nöbeti 1000'inci günü geride bıraktı. Çocuklarının yolunu gözleyen aileler duygularını Independent Türkçe'ye anlattı
Diyarbakır: Pazar 29 Mayıs 2022 16:22
Diyarbakır Anneleri'nin evlat nöbetinde 1000'inci gün geride kaldı. Annelerin HDP il binası önünde kararlılıkla sürdürdüğü evlat nöbetinin başlamasını sağlayan süreç, ilk olarak Hacire Akar'ın, düğün hazırlığı yapan oğlu Mehmet Akar'ın dağa kaçırıldığını belirterek HDP İl Başkanlığı'nın kapısına dayanmasıyla başladı.
Akar, 22 Ağustos 2019'da il binasının kapısına giderek oturma eylemi başlattı. Başlattığı oturma eylemi sonuç veren anne Akar, kararlı mücadelesiyle iki gün sonra oğluna kavuştu.
35 aile evladına kavuştu
Hacire annenin oğlu için gösterdiği mücadele, benzer acıyı yaşayan diğer annelere de umut oldu. Akar'ın açtığı yoldan yürüyen aileler, HDP il binasının önüne gitti. 3 Eylül 2019'da evlat nöbeti başlattı.
1000'inci güne giren evlat nöbeti devam ederken, 3 yılda 301 aile oturma eylemine katıldı, 35 aile ise evladına kavuştu. Diğer aileler ise evladına kavuşacak günü bekliyor.
Fotoğraf: Independent Türkçe
"Anneler dağları yıka yıka evlatlarını geri kazanıyor"
Yaklaşık 3 yıldır HDP İl binası önünde evlat nöbeti tutan aileler duygularını Independent Türkçe'ye anlattı. O ailelerden biri de Ayşegül ve Rauf Biçer çifti.
Oğlu Mustafa Biçer'i kurtarmak için 3 Eylül 2019 tarihinde oturma eylemine başladığını belirten anne Ayşegül Biçer, "Oğlum geçen yıl örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim oldu. Askere gönderdim, bir hafta önce bitirip geldi. Anneler dağları yıka yıka evlatlarını geri kazanıyor. Tek dileğim bütün ailelerin çocuklarına kavuşması. Buradaki eylem gösterdi ki, anneler isterse çocuklarını dağdan indirebilir. Ben evladıma kavuştum ama buradaki aileler hala evlatlarının yolunu gözlüyor. Tüm aileler evlatlarına kavuşuncaya dek onları yalnız bırakmayacağım" dedi.
Ayşegül Biçer / Fotoğraf: Independent Türkçe
"Tek yumruk olup evlatlarımızı dağdan indireceğiz"
Sesini evladıma duyurmak için çok mücadele ettiğini belirten anne Biçer, şunları söyledi:
Buraya oturduktan sonra oğluma sesimi duyurabildim. Oğlum buradaki HDP üzerinden gitti. Evlatlarınızı HDP'den isteyin. Bugün 1000. Günümüz. 35 annemiz evladına kavuştu. Çocuklarımız bir hiç uğruna dağda olmasın. Tek yumruk olup evlatlarımızı dağdan indireceğiz.
Oğluna kavuştuktan sonra yeniden yaşamaya başladığını belirten Biçer, "Hiçbir tarifi olamaz. Zaten ilk gelen telefon bitirdi bizi. Zaten ben ilk öldüğünü sandım. Babasının ağladığını gördüğümde, dizlerim kırıldı, yürüyemedim, bayıldım zaten. Aslında biz yaşamıyorduk. Oğlum geldikten sonra biz yeni yeni yaşamaya başladık. Ki rabbim kurban olduğum rabbim ölüyü topraktan çıkarıp yeniden bana verdi. Yani bundan daha büyük bir mükâfat olamaz" şeklinde konuştu.
Fotoğraf: Independent Türkçe
"35 ailenin evladına kavuşması bize umut oldu; inşallah darısı bizim başımıza gelir"
7 yıl önce 15 yaşındayken kaçırılan oğlu Özkan için eylem yapan Süleyman Aydın, 1000 günden bu yana HDP önünde beklediğini söyledi.
Baba Özkan, "Evladım 2015 çözüm süreci döneminde önce HDP il başkanlığına, ardından da dağa götürüldü. 7 yıldır oğlumdan haber almadım. 1000 gündür çocuklarımız için buradayız. Benim oğlumu neden dağa gönderiyorlar?!. Herkese insan hakları var da bizim çocuklara neden yok. 1000 gündür bütün dünya feryadımızı duydu HDP duymadı" dedi.
Süleyman Aydın / Fotoğraf: Independent Türkçe
"Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İçişleri Bakanı Soylu büyük bir mücadele veriyor. Onların desteği ile 35 aile evladına kavuştu. Hepimiz için büyük bir umut oldu. İnşallah darısı bizim başımıza olur" diye konuşan Aydın, oğlu Özkan'a şöyle seslendi:
Evlatlarımızı almayana kadar buradan gitmeyeceğiz. 35 ailenin evladına kavuşması bize umut oldu. Hiçbir bir zaman Allah'tan umut kesilmez. Evde sürekli bir eksiklik hissediyoruz. Oğlum gittiğinden bu yana ilaç tedavisi ile ayakta kalıyor. Yarım oldu eşim. Oğlum sesimi duyuyorsan lütfen gel.
Fotoğraf: Independent Türkçe
Bir oğlunu PKK kaçırdı, diğeri infaz edildi: İki evlat acısı çekiyorum
Hakkari'nin Şemdinli İlçesi'nden gelerek eyleme katılan Necibe Çiftçi ise, "1000 gündür HDP önünde evlat yolunu gözlüyoruz. Oğlum Sami'yi yataktan kaldırıp infaz ettiler. İnfaz edilen oğlumun çocuklarına da ben bakıyorum. İki evlat açısı çekiyorum. Bin gündür bu acıyı çekiyorum. Oğlumu almadan gitmeyeceğim. Oğlum Rojhat 17 yaşındayken PKK'lılar tarafından kaçırıldı. Oğlumun Suriye tarafından olduğunu duydum. Çocuğum kaçmak istemiş, ancak yakalayıp tırnaklarını kesmişler sonrada cezaevine atmışlar. Bin günde geçse çocuklarımızı almadan gitmeyiz" dedi.
Bakan Soylu, 1000'inci günde ailelerin yanındaydı
Ailelerin eylem yaptığı HDP önündeki çadır yanında düzenlenen etkinliğe İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Diyarbakır Valisi Ali İhsan Su, HAK İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, STK temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, evlat nöbeti tutan aileler ile birlikte Diyarbakır ve Türkiye'nin birçok yerinden aileler katıldı.
Fotoğraf: Independent Türkçe
Soylu: Bu ülkeden teröre bir tek evlat gitmeyecek
Burada konuşan Bakan Soylu, Hacire Akar ile başlayan evlat nöbetinin her geçen gün büyüdüğünü dile getirdi.
Annelerin 1000 gündür kararlı bir şekilde direndiğini kaydeden Bakan Soylu, tüm tehdit ve baskılara rağmen terör örgütüne insan kaynağı sağlayan siyasi partinin önünde bütün dünyaya haykırdığını belirterek, "Gözyaşlarını içine akıtan ama bir gün olsun terör örgütünü bitirmekten vazgeçmeyen evlatlarını isteyen Diyarbakır Anneleri'nin huzurundayız. Burada her birinin önünde saygıyla eğiliyorum. Annenin ne demek olduğunu bir kez daha dünyaya haykıran annelere müteşekkir olduğumuzu, bu ülkede terörden dolayı evlatlarını kaybeden anneler ve babalar adına bu başkaldırışların tarihi bir süreç olduğunu belirtmek istiyorum. Burada bugün Hakkari, Şırnak, Van, Batman, İzmir'den anneler var. Birlik içerisindeler. Burada bugün ülkemizin her noktasından gelen STK temsilcilerimiz var. Sendikalarımız HAK İŞ Genel Başkanı var. Siyasi parti temsilcilerimiz var. Bu süreçte annelerin büyük mücadelesine, evladına kavuşma isteğine, en önemlisi başka evlatlara bu anlayışı göstererek HDP ve PKK'nın tuzağına düşürmemesine yönelik bir çağrı var. Bütün dostlarımıza bu 1000. gününde minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Bu anneler büyük bir değişim başlattı. Bu annelerin başlattığı bu değişimi bu ülkenin bir evladı olarak, bu hükümetin bir üyesi olarak, Recep Tayyip Erdoğan'ın yol arkadaşı olarak büyük bir takdirle bir anne yüreğine imrenerek onların cesaretini gururla takip ediyoruz" şeklinde konuştu.
Fotoğraf: Independent Türkçe
"Direndiler ve 35 evlatlarını sökerek PKK'dan aldılar"
Bakan Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü:
Ne tür tehditlerle karşı karşıya olduklarını biliyoruz. Hiçbirisinden yılmadıklarını biliyoruz. Hiçbir tehdidin evlat sevgisinden yüksek olmadığı bilinciyle nasıl mücadele ettiklerini biliyoruz. Direndiler ve 35 evlatlarını sökerek PKK'dan aldılar. Herkes buradan bilsin sonuna kadar annelerimizin yanındayız. Allah nasip edecek bu ülkeden teröre bir evlat daha gitmeyecek, anaların gözyaşı dinecek ve ortadan kalkacak inşallah. Bu anneler ortaya koydukları bu direniş bu anlayışla beraber kendilerinden sonra gelecek çocuklara da annelere de ışık olacaklar.
Fotoğraf: Independent Türkçe
Erdoğan: Anne yüreğinden daha güçlü bir silah olamaz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan programa telefonla katılarak ailelere hitap etti.
Konuşmasını yüreği yanık Diyarbakır Anneleri'ni selamlayarak başlayan Erdoğan, "Sizler terör örgütüne veya onun güdümündeki partiye Diyarbakır'dan çok önemli bir mesaj verdiniz. Bu ülkenin cesur ve dirayetli anneleri olarak onlara boyun eğmeyeceğinizi gösterdiniz. Evlatlarınıza kavuşmak için verdiğiniz eşsiz mücadeleyi en başından beri taktirle takip ediyoruz. Mücadelenizin her aşamasında içişleri bakanımız ve diğer arkadaşlarımızla birlikte yanınızda yer aldık. Bundan tam 1000 gün önce Hacire Akar kardeşimizle başlayan mücadeleniz eşine ender rastlanır bir evlat sevgisi, merhamet, azim destanı olarak şimdi de tarihe altın harflerle yazıldı. Terör örgütü artık meydanın boş olmadığını bildiği için evlatlarımıza öyle kolayca kanca atamıyor. Örgütün güdümündeki parti de bu alçak plana pervasızca aracılık yapamıyor. Şahsım, ülkem ve milletim adına sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, annelere hitabını şu sözlerle sürdürdü:
Sizler anne yüreğinden daha güçlü bir organizasyon, daha güçlü bir silah olmadığını ispatladınız. Bütün dünya teröristlerin yanında yer alsa da annelerin kalplerindeki sevgi ve gözlerindeki kararlılıkla karşılarına çıkması o hainlerin bütün dengelerini bozmaya yetti. Kandırılıp dağlara götürülüp ölüme sürüklenen her bir evladın sıkıntısını yüreğimizde hissediyoruz.
"Bu ülkenin size şükran borcu var"
Erdoğan, Diyarbakır Anneleri'nin verdiği mücadeleyi güvenlik güçleriyle sınır ötesindeki harekatlarla tamamladıklarını söyledi.
"Diyarbakır ve diğer şehirlerimizde annelerin verdiği mücadeleyi sınırlarımızın ötesindeki harekatlarımızla tamamlıyoruz" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
Örgüte katılımın neredeyse sıfıra düşmesinde güvenlik güçlerimiz ve askerlerimizin operasyonları kadar sizlerin mücadeleniz de etkili olmuştur. Artık çocuklarımızı kandıramayan mevcut elemanlarını saflarında tutamayan terör örgütünün faaliyet sahalarını da birer birer kapatıyoruz. Suriye sınırları boyunca adım adım kurmakta olduğumuz 30 kilometre derinlikteki güvenlik koridorunu tamamlayacağız. Böylece çocuklarımızı kandırıp dağa götürme mekanizmasını tamamen ortadan kaldıracağız. Bu ülkenin siz Diyarbakır Anneleri'ne çok büyük şükran borcu vardır. Bu milletin siz Diyarbakır Anneleri'nden alacağı çok ders vardır. İnşallah bu kulaktan kulağa anlatılarak geleceğimizi aydınlatan bir ışığa dönüşecektir. Bir kez daha her birinize teşekkürlerimi sunuyor, Rabbimden bir an evvel çocuklarınıza kavuşmanızı diliyorum.
Konuşmaların ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun katılımıyla bir yürüyüş gerçekleştirildi.
35 aile evladına kavuştu
Oturma eylemine katılan 35 ailenin çocuğuna kavuşması, yüreği evlat hasretiyle yanan ve bekleyişini sürdüren annelere moral oldu.
Çocuklarına kavuşan ailelerden bazıları şunlar:
Anne Hacire Akar'ın 24 Ağustos 2019'da oğlu Mehmet'e kavuşmasının ardından Hatice Ceylan oğlu Cafer'e, Hüsniye Kaya kızı Mekiye'ye, babaanne Halime Kadran torunu İbrahim Halil Kadran'a, baba Metin Açan oğlu H. Açan'a, baba Nizamettin ve anne Aslıhan Eşrefoğlu oğulları Hüseyin'e, anne Gevriye Ayhan kızı Pelda'ya, baba Melik ve anne Melek Aslan oğlu Volkan'a, anne Muhteber Birlik oğlu Veysi'ye, anne Cahide Alkan oğlu Mehmet Emin'e, anne Şahize Altınkaynak kızı Halise'ye, engelli baba Cemal Ertaş oğlu Ramazan'a, anne Naime Dalmış kızı Tekoşin'e, teslim olan Haşim Açar tedavisinin sürdüğü hastanede babasına, anne Sever Fidan oğlu Tayfur'a, anne Gülşen Çetin oğlu Erdal'a, anne Meryem ve baba Fahrettin Akkuş evlatları Erkan'a, anne Perihan ve baba Fettah Kaya oğulları Cuma'ya, anne Safiye ve baba Mehmet Emin Coşkun oğulları İbrahim'e, anne Keziban ve baba Mehmet Yalçın kızları Yasmin'e, anne Gülüzar ve baba Sıdık Fidan oğulları Ferdi'ye, anne Güli ve baba Zeki Bal oğulları Yusuf'a kavuşmuştu.
PKK'dan kaçtı, Türkiye'ye teslim oldu… Şimdi askere gidiyor
Temmuz ayının sonunda güvenlik güçlerine teslim olan Mustafa Biçer, "Askere giderek kardeşlerimle teröre karşı savaşacağım. Çok mutluyum" dedi
Salı 16 Kasım 2021 8:11
Fotoğraf: AA
Diyarbakır annelerinden Ayşegül Biçer, PKK’dan ayrılarak Türkiye’ye gelen oğlu Mustafa Biçer’i askere uğurlamaya hazırlanıyor.
3 Eylül 2019'da HDP il binası önünde oturma eylemi başlatan 3 anneden biri olan Biçer, eşi Rauf Biçer ile aylar süren mücadeleleri sonucu güvenlik güçlerine teslim olan oğlu Mustafa Biçer’e 29 Temmuz'da kavuştu. Mustafa Biçer'i ilerleyen günlerde askere uğurlamaya hazırlanan Biçer, Diyarbakır Öğretmenevi'nde düzenlenen programda oğluna kına yaktı.
Çocuklarının dağa kaçırıldığı iddiasıyla Diyarbakır'da oturma eylemini sürdüren bazı anne ve babaların da katıldığı programda konuşan Biçer, gurur verici bir gün yaşadığını söyledi.
“Evladımı terör örgütü PKK ile siyasi kolu HDP'den söke söke aldım. Oğlumu kına yakıp Türk askeri yapacağım. Toprağı, vatanı için savaşacaksa savaşacak, ölecekse ölecek. Evladımı aldığım andan itibaren onu askere göndereceğimi söylemiştim. Rabbime şükürler olsun, bugün ahdimi yerine getireceğim. Çok gurur verici. Allah her anne ve babaya nasip etsin” ifadelerini kullanan Biçer, oturma eylemini sürdüren ailelerin çocuklarına güvenlik güçlerine teslim olmaları çağrısında bulundu.
Tüm anne ve babaları evlat nöbeti tutan ailelere destek olmaya davet eden Biçer, "Gelin evlatlarımızı dağdan indirelim. Böyle gurur verici günleri hep beraber yaşayalım" dedi.
Askere gidecek Mustafa Biçer de terör örgütü PKK'dan kaçarak, güvenlik güçlerine teslim olduğunu anımsatarak, şimdi de askere gitmeye hazırlandığını belirtti.
Biçer, "Çanakkale'de dedelerimizin düşmana karşı savaştığı gibi ben de askere giderek kardeşlerimle teröre karşı savaşacağım. Çok mutluyum. Böyle bir fırsat kimsenin eline geçmez." diye konuştu.
Halen dağda olanlara teslim olmaları çağrısı yapan Biçer, "Gelin askere gidin. Orada ölmektense vatanına, milletine hizmet ederken şehit olsunlar. Ailemin ve sevdiklerimin yanına geldiğim için çok mutluyum. Psikolojim çok iyi. Askere gidince daha da iyi olacağım. Çünkü orada kardeşlerimiz var”" ifadelerini kullandı.
Hatice Biçer de ağabeyinin devlete hizmet edeceğini, onu askere uğurlayacaklarını aktararak, "Devletimize, milletimize ve bayrağımıza hayırlı uğurlu olsun” dedi.
Diyarbakır’daki HDP İl Başkanlığı önünde 6,5 aydır oturma eylemlerini sürdüren gözü yaşlı anne ve babalar, dağa çıkarılan evlatlarını almadan oradan ayrılmamakta kararlı
Salı 17 Mart 2020 14:34
Onlar, evlat nöbetini 197 gündür sürdüren anneler...
Basında “Diyarbakır Anneleri” olarak bilinseler de aralarında babalar, kardeş özlemi çekenler ile eş yolu gözleyen bir isim ve hiç görmediği ağabeyinin fotoğrafıyla dolaşan bir kız çocuğu da bulunuyor.
Yaşananlardan HDP'yi sorumlu tutarak 3 Eylül 2019'dan bu yana partinin Diyarbakır İl Başkanlığı önünde oturma eylemi yapan kişilerin ortak kanısı, bu işin Türk-Kürt davası olmadığı.
Önlerine koydukları gencecik evlatlarının fotoğrafları ve karanfillerle gözü yaşlı bekleyişlerini sürdüren "Diyarbakır Anneleri", Independent Türkçe'ye evlatlarına kavuşmadan hiçbir yere gitmeyeceklerini söyledi.
Evlatlarından biri kaçırıldı, diğeri öldürüldü
Diyarbakır'daki zorlu bekleyişini sürdüren annelerden biri Necibe Çifçi.
Necibe ana, iki evlat acısı birden yaşıyor. Zira küçük oğlu Rojhat Çifçi'nin Şemdinli'de PKK tarafından 2015'te dağa çıkarıldığını, 2017'de ise büyük oğlu Sami Çifçi'nin direnmesi üzerine köylerinden alınarak bir ahırda infaz edildiğini anlatan anne Çifçi, "195 sene de geçse beklerim, evladımı almadan hiçbir yere gitmem. Ben iki evlat acısı birden yaşıyorum" sözleriyle üzüntüsünü dile getirdi.
“40 yıldır bu devletin başına musallat olmuşlar”
6 yıl önce kızı Hayal Demir’in Ağrı’da yurtta kalırken kandırıldığını söyleyen annesi Süheyla Demir ise şöyle konuştu:
Benim mesajım buradan HDP’ye ve PKK’ya. Ellerini vicdanlarına koysunlar. Kürt-Türk davası diyorlar. Böyle bir dava yok. Eğer öyle bir dava kazanmak istiyorlarsa gitsinler bilekleriyle, alnının teriyle o davayı kazansınlar. 13-14-15 yaşındaki çocuklarla mı bu davayı kazanacaklar? 40 yıldır bu devletin başına musallat olmuşlar.
“Bu bina Kandil’in ana merkezidir”
5 yıl önce Ege Üniversitesi gazetecilik bölümü son sınıfta okurken kaybolan oğlu Mehmet Nilifirka için İstanbul’dan gelerek oturma eyleminde bulunan İmmihan Nilifırka, “Bu bina Kandil’in ana merkezidir. Çocukları kaçırıyorlar getiriyorlar burada 2. katta ranzalarda yatırıyorlar, uyuşturuyorlar, uyuşturucu veriyorlar, bir ay filan burada brakıyorlar, götürüyorlar Kandil’e” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır Anneleri / Fotoğraf: Independent Türkçe
“Kızıma gelinlik giydirmek istiyorum, kefen giydirmek istemiyorum”
6 senedir kızı Songül Akkuş’un yolunu gözleyen Diyarbakırlı anne Fatma Akkuş’un hayali ise evladına kavuşup, onu evlendirebilmek:
Ben kızımı istiyorum, kızımın çeyizi evde kaldı, ben kızıma gelinlik giydirmek istiyorum, ben kızıma kefen giydirmek istemiyorum, bazen onlara kefen bile nasip etmiyorlar. Kızımı istiyorum, bana ait olan şeyi istiyorum, evladımı istiyorum. Çocuklarımızı istiyoruz, bütün çocukları istiyoruz.
“Bir kelebekten korkan kız nasıl dağa gidiyor?”
“Songül’ü HDP gönderdi” diyen anne Akkuş, “Onların çocuklara yabancı ülkelerde, plajlarda, özel okullarda” sözleriyle tepki gösterdi:
14 yaşındaydı Songül, 20 ağustos 2015’te gitti. Songül’ü HDP gönderdi, 3-4 seneden sonra geldi bizim eve, dedi ‘Yaşıyor’. Yaşıyorsa bizimle görüştürsünler, haber bana versinler, nerededir bilelim, yani onlar gönderdi. Onlar aracı olmasa, şimdi gelmiyor, PKK buradan götürmüyor. Onların aracılığıyla bu çocukları götürdüler. Bir kelebekten korkan kız nasıl dağa gidiyor, şimdi koluna almış silahla geziyor? Şimdi silah yerine kalem verseydin eline, okusaydı, devlete yarasaydı. Onların çocukları nerededir? Onların çocukların hepsi dış ülkelerde plajlarda, özel okullarda…
Diyarbakır Anneleri / Fotoğraf: Independent Türkçe
“HDP Gençlik kolları çocuklarımızı PKK’ya teslim etmese terör burada yoktur”
Diyarbakırlı Ramazan Üçdağ’ın annesi Mevlüde Üçdağ, “Oğlum fırsat bulursan devletimizin görevlilerine, polisine teslim ol” derken, PKK’ya ve HDP’ye de şu sözlerle seslendi:
Artık vicdana gelin, evladımı verin. Oğluma orada işkence yapıyorsunuz, ben burada zindandayım. İkimiz de zindandayız. Çocuğumun yakasını bırakın. Hakkım olan evladımı istiyorum. Milletvekillerinin çocukları nerede? Niye bizim çocuklarımızın eline silah vermişler? Kur’an-ı Kerim’i bırakıp, silah vermişler eline. Orada ne hayat var, ne bir şey, yattıkları yer topraktır, yastıkları taştır. HDP Gençlik kolları çocuklarımızı PKK’ya teslim etmese terör burada yoktur.
“Yoksullukta büyüdüm, büyüttüm, hukuk okuttum”
Gözü yaşlı analardan biri de Van’dan gelerek Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu oğlu Mikail Erdinç’e kavuşmayı bekleyen Gevez Erdinç.
Anne Erdinç, “Pikniğe götürüyoruz diyerek, gözlerini bağlayarak dağa götürmüşler. Ben yoksullukta büyüdüm, büyüttüm. Hukuk okuttum. Oğlumu istiyorum” dedi.
Diyarbakır Anneleri / Fotoğraf: Independent Türkçe
“Çocuğumun peşinden Irak’a ve Suriye’ye gittim”
Balıkesir’de üniversiteye başlayacakken kızı Ceylan Tekin'in kaçırıldığını, çocuğunun peşine düşüp Irak’a kadar gittiğini, 2 ay sonra Suriye’de olduğunu televizyonda gördüğünü anlatan anne Türkan Mutlu, sözlerini "Sınırda 2 hafta camide yattım, kızımın peşine düştüm. Elinde kalem yerine silah var. Ben HDP’den hakkımı istiyorum, çocuğumu istiyorum, ben evladımı istiyorum” diyerek sürdürdü.
“Bu işten hayır yok”
HDP Diyarbakır İl Binası önündeki çadırda eylemlerini sürdürenler arasında bir de eş bulunuyor.
7 yıl öne eşi Mehmet Salih Tunar’ın evden çıkıp bir daha dönmemesi üzerine iki çocuğuna tek başına bakmak zorunda kalan Mukaddes Tunar, “Bu işten hayır yok. HDP’liler götürdü, kandırdılar. Ceza yok, hapis yok, seni bekliyoruz” sözleriyle eşine seslendi.
Diyarbakır babaları
197 gündür oturma eylemi yapanlar arasında gözü yaşlı babalar da var.
“Bunun Kürt davasıyla ilgisi yoktur”
5 yıl önce 12 yaşındayken dağa kaçırılan Bitlisli Okan Gökkuş‘ın babası Ekrem Gökkuş ise “Bunun Kürt davasıyla ilgisi yoktur. Kürt, Türk, Lazı, Çerkezi davası yoktur, bu Ermeni davasıdır” ifadelerini kullandı.
“Çocuğum askerden geldi, kurbanını kesemedim”
6 sene önce, 19 yaşındaki oğlunun askerden geldiğini ve kendisini bir daha göremediğini anlatan Vanlı baba Salih Gökçe, “Çocuğum askerden geldi, kurbanını kesemedim, benim suçum günahım ne? HDP benim evimi yıktı, yuvamı parça parça etti, onlar da benim çektiğim acıları çeksin” dedi.
Diyarbakır annelerine eşlik eden babalar / Fotoğraf: Independent Türkçe
“HDP olmasa PKK gelip, dağa insan götüremez”
10 ay önce dağa çıkarılan 16 yaşındaki Yusuf Bektaş’ın babası Celil Bektaş, “Bir Kürt olarak sesleniyorum buradan. Şu gördüğün ailelerin hepsi Kürt. Hepsi Doğulu, Kürt, hepsi de fakir insanlar. Biz oy verdik onlara. Onların çocukları nerede? Selahattin Demirtaş’ın kızı nerede okuyor? Sezai Temelli’nin çocuğu nerede? Oğlum bu binadan gitti. HDP olmasa PKK gelip, dağa insan götüremez. Bu halktan ne istediler? 7 aydır kapılarındayız, Biz Kürt değil miyiz? Bunların ağababaları var, her çocuğu götürken para alıyorlar. 9 yaşında var, 10 yaşında var” dedi.
» TÜRKİYE'DEN SESLER » Diyarbakır Annelerine destek çağrısı
Deniz Unay Independent Türkçe için yazdı
Deniz Unay Sosyal medya uzmanı @denizunay denizunay@gmail.com
Cuma 16 Temmuz 2021 6:06
Çocukların, tarihsel süreç içerisinde, savaş ve çatışmalarda kullanılmasının sıkça örnekleri görülmüştür. İç savaş ve çatışmaların olduğu bölgelerde bu durum daha yaygındır.
Günümüzde özellikle terör örgütlerinin çocukları çatışmalarda kullandıklarını üzülerek gözlemliyoruz.
Yapılan araştırmalar ve raporlar da, bu soruna işaret etmektedir. Bu yazı da PKK/KCK ve uzantılarının terör faaliyetleri kapsamında çocukları çatışma ortamlarında kullanmaları ve çocukları kaçırılan Diyarbakır Annelerinin bu hak ihlaline karşı sivil direnişini ele alacağız.
Diyarbakır Anneleri kimdir?
3 Eylül 2019 tarihinde, PKK tarafından dağa kaçırılan evladını terör örgütünün elinden geri almak için "Ciğerim için buradayım" sloganı ile Diyarbakır HDP İl Başkanlığı binası önünde oturma eylemine başlayan Hacire Akar, kamuoyunda bilinen adıyla Hacire Anne'nin başlattığı ve Mayıs 2021 tarihi itibari ile sayıları, 225 olan ailelerin, çocuklarını terör örgütünün elinden almak için sürdürdükleri sivil direnişin adıdır.
Hacire Akar / Fotoğraf: AA
Diyarbakır Anneleri kendilerine destek veren bir çok STK ile birlikte aslında sivil bir inisiyatif halini almış durumdadır.
Diyarbakır Annelerinin bu direnişini ve önemini anlamak için, çocuk ve çocukların çatışmada kullanılmalarına dair uluslararası, araştırma, raporlama ve mevzuata bakmakta fayda görüyoruz.
Çocuk ve çatışma
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne göre daha erken yaşta ergin olsa bile, 18 yaşın altındaki her birey çocuktur.
Çocuk ve çatışma kelimeleri aslında tüm dünyanın artık yan yana görmek istemediği kavramlar olup, bunun için 1924 yılında Milletler Cemiyeti tarafından hazırlanan "çocuk hakları bildirgesine", 1989 tarihli Birleşmiş Milletler "Çocuk Hakları Sözleşmesi"ne, 1949 tarihli "Cenevre Sözleşmesi"nden "çocuk askerler hakkında Amman bildirgesine" varıncaya kadar birçok uluslararası düzenleme taraf devletlerce imza altına alınmıştır.
Ancak bu sözleşmelerdeki düzenlemelerde, çocuk savaşçıların kullanılması noktasında yaş sınırı 15 yaşın üzeri olarak belirlendiğinden, Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde yer alan 18 yaş sınırı ile çelişmekteydi.
Bu çelişki, 2000 yılında, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne getirilen ek protokol ile büyük ölçüde giderilmiştir.
Zira bu protokolün birinci maddesi ile 18 yaşını doldurmamış kişilerin zorunlu olarak askere alınmaları yasaklanmıştır.
Protokol'ün kabul edildiği 12 Şubat çocuk asker kullanımına karşı mücadele günü olarak ilan edilmiştir.
Çocukların savaş ve çatışmalarda kullanılması noktasında en önemli düzenlemelerden birisi de "Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü"dür (UCM).
UCM'nin bu konuda vermiş olduğu emsal niteliğindeki kararlara da yazımızın ilerleyen bölümlerinde yer verilecektir.
Tüm bu uluslararası düzenlemeler, taraf devletler bazında etki ve sonuç doğursa da terör örgütlerinin hala çocukları çatışmalarda kullanıyor olması, uluslararası örgütlerin ve kamuoyunun, bu üzücü vakıa ile daha etkin mücadele etmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Nitekim; Birleşmiş Milletler genel sekreterliği, çocuklar ve silahlı çatışma özel temsilcisi, Leila Zerrougui açıklamasında şu ifadelere yer vermiştir:
Dünyadaki hükümetler, ordularında çocuklara yer olmaması gerektiğini kabul etmede ilerleme sağlamışken, çocukların silahlandırılması, özellikle silahlı gruplar söz konusu olduğunda hala büyük bir sorundur.
Ayrıca UNICEF Genel Direktör Yardımcısı Yoka Brandt'da konuya dair "Silahlı gruplar içinde yer alan çocuklar hemen serbest bırakılmalıdır. Savaşın orta yerinde sıkışmış çocuklara yardım için barışı bekleyemeyiz…" şeklindeki açıklamaları ile silahlı terör yapılanmalarında, çocukların çatışmalarda kullanılmasına son verilmesine dair tespit ve görüşlerini aktarmışlardır.
Tüm bu veriler ve açıklamalar bize, Diyarbakır Annelerinin, çocukların çatışmalardan korunması noktasında evrensel bir misyon üstlendiğini de göstermektedir.
Fotoğraf: AA
PKK ve çocuk
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'nın (TEPAV) "Kim Bu Dağdakiler" adlı raporuna göre, PKK militanların yüzde 12'si kadınlardan, yüzde 88'i erkeklerden oluşmaktadır.
Raporda, dağ kadrosuna katılanların yüzde 42'sini 18 yaş ve altındakiler oluşturduğu, katılanların yüzde 9,25'inin ise 15 ve altında bir yaşta olduğu, örgüte katılım yaşının ise ortalama 17,7'ye indiği, bu çocukların yüzde 10'u ise kız çocukların oluşturduğu gözler önüne serilmiştir.
ABD Devlet Demokrasi, İnsan Hakları, Çalışma Bürosu tarafından yayımlanan insan hakları raporunda da PKK'nın dağ kadrosunda çocukların yer aldığı doğrulanmaktadır.
ABD'nin Haziran 2016 yılında yayımladığı İnsan Ticareti Raporu'nda, terör örgütü PKK'nın Suriye kolu PYD/ YPG'nin 15 yaş altı çocuklar da dâhil olmakla birlikte erkek ve kız çocuklarını örgüte eleman olarak temin etmeye, kullanmaya ve onları eğitim kamplarına götürmeye devam ettiği ve Nisan 2015'te 16 yaşında bir kız çocuğunun ailesinin itirazlarına rağmen YPG tarafından örgüt bünyesine zorla alındığına dikkat çekilmiştir.
ABD'nin 2014 yılında yayımladığı İnsan Hakları Uygulamaları Ülke Raporları'nda PKK'nın geçmişte düzenli olarak çocukları militan yaptığı ancak PKK'lı çocukların sayısının bilinmediği de ifade edilmiştir.
BM Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Ağustos 2013'te yayımladığı raporda, YPG'nin Afrin ve El Haseke'de 12 yaşındaki erkek ve kız çocuklarını örgüte eleman olarak temin ettiğinin belirtmiş ve İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından 19 Haziran 2014 tarihinde yayımlanan raporda, YPG'nin "Afrin, Kobani ve Cezire'deki" kontrol noktalarında 18 yaş altı erkek ve kız çocuklarını kullandığı ve bazı çocukların YPG saflarında çatışmalara katıldığı belirtilmiştir.
PKK ve YPG'nin 18 yaş altı çocukları örgüte üye yapması, çatışmalara sürüklenmesi ve hatta bazı çocukların Temmuz 2015'te savaşta ölmesine ilişkin olayların belgelendirildiği kaydedilmiştir.
Yerel ve uluslararası örgütlerden elde edilen bilgiler ışığında, İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün 59 çocuktan oluşan bir listeye sahip olduğu ve söz konusu çocuklardan 10'unun 15 yaş altı olduğu ifade edilmiştir.
Fotoğraflar: AA
Ayrıca PKK'nın bölgedeki bazı ilk ve ortaokulları askerî barınak olarak kullandığı ve bu nedenle ailelerin çocuklarını okullardan almak zorunda kalabildikleri kaydedilmiştir.
Ocak 2016 tarihinde 9 yaşındaki bir kız çocuğunun iki kadın PKK militanı tarafından ilkokuldan kaçırıldığı, bahse konu çocuğun ailesi ve yakınlarının büyük çabalar sonunda çocuklarını PKK'dan geri alabilmeleri, ailelerin çocuklarını okuldan almalarının en büyük gerekçesidir.
PKK/KCK ve uzantılarının dağ kadrolarında yer alan çocuklara dair görüntüler de mevcuttur. YouTube internet sitesinde, "child soldiers in the PKK" ve "PKK Kindersoldaten" başlığıyla yer alan birçok video terör örgütünün, çocukları kullanımına dair dehşet verici yüzünü ortaya koymaktadır.
Videolarda 12 ile 16 yaş grubu aralığındaki çocukların çatışma bölgelerinde kullanıldığından bahsedilirken, röportajı gerçekleştiren muhabirin, "çocukların okul yerine neden dağlarda/örgütte oldukları" sorusuna ise örgüt mensupları tarafından cevap verilememektedir.
Terör örgütünün sadece Türkiye'de yaşayan çocukları kaçırmadığı, bütün bölge halkları için tehdit unsuru olduğu, Dünya Aramiler Konseyi, Mayıs 2018'de bir basın bildirisiyle de bir kez daha teyit edilmiştir.
Zira konsey açıklamasında, Arami çocukların YPG/PKK tarafından kaçırıldığı dünya kamuoyuna duyurmuştur. Bu örneklerin çok daha fazlası sahada yaşanmaya devam etmektedir.
PKK itiraf ediyor
Çocukların örgüt tarafından kullanıldığı bizzat Murat Karayılan tarafından kabul edilmiştir. Ancak Karayılan yaptığı açıklamada çocukların cephe gerisinde tuttuğunu belirtmiştir.
Oysa örgütün, geçmişten bu yana çocukları, gerek çatışmalarda ve gerekse de başka fiili eylemlerde kullandıkları bilinmektedir.
Halen dağ kadrosunda fiilen çatışma ortamında bulunan çocukların varlığı devam etmekle birlikte, özellikle örgütün şehir yapılanmasının aktif hale getirilme çalışmaları sırasında, çocukları bombalama eylemleri, güvenlik güçlerine molotof atma gibi eylemlerde kullanmaya başladığı görülmektedir.
Siirt Kurtalan'da PKK adına bombalama eylemi yapmak üzereyken yakalanan 14 yaşındaki çocuk bunlardan bir tanesi idi.
Bu tür eylemlerde terör örgütünün aynı zamanda çocukları propaganda faaliyetlerinde de acımasızca kullanmaktadır.
Çocukların yaşam haklarını umursamayan terör örgütünün çatışma dışı ortamlarda da çocukları ölüme mahkum etmesi şaşırtıcı olmasa gerek.
Bunun örneklerinden bir tanesi ise, "Kürtçe anadilde savunma" ve "Abdullah Öcalan'a özgürlük" eylemleri çerçevesinde 19 Ekim 2012'de Mersin E Tipi Cezaevi'nde yedi çocuğun açlık grevi yapması yönünde örgüt yöneticileri tarafından talimat verilmesidir.
Neden çocukları kullanıyorlar?