7 Şubat MİT kumpasının 14. yılı: İhanetin ilk adımı! FETÖ'nün hedefi Fidan amacı Başkan Erdoğan'dı

FETÖ'nün Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı açıktan giriştiği ilk operasyon olarak tanımlanan ve dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı kamu görevlilerinin ifadeye çağrıldığı 7 Şubat 2012'deki 'MİT kumpası'nın üzerinden 14 yıl geçti. FETÖ'nün ilk kalkışma hamlesi olan MİT kumpası, o tarihte Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın değişen ameliyat programıyla bozuldu.

GÜNCEL - 2026-02-07 23:05:18

ANALİZ| 7 Şubat MİT kumpasının 14. yılı: İhanetin ilk adımı! FETÖ'nün hedefi Fidan amacı Başkan Erdoğan'dı

Giriş Tarihi:07 Şubat 2026 16:17Son Güncelleme:07 Şubat 2026 23:48

FETÖ'nün ''7 Şubat MİT kumpası''nın üzerinden 14 yıl geçti: Cumhurbaşkanı Erdoğan geç girdiği ameliyatla tuzağı bozdu

FETÖ'nün '7 Şubat MİT Kumpası'nın üzerinden 14 yıl geçti

Dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu MİT görevlilerinin ifadeye çağrılmasıyla başlayan ve kamuoyunda "7 Şubat MİT Krizi" olarak anılan süreç, 14 yılı geride bıraktı.

FETÖ'nün yargı ve emniyet içindeki uzantılarıyla MİT'i ele geçirmeyi ve seçilmiş hükümeti devirmeyi hedeflediği 7 Şubat kumpasının üzerinden 14 yıl geçti. Erdoğan'ın kararlı duruşu ve Hakan Fidan'ın ifadeye gitmemesiyle bozulan sinsi planın perde arkası, A Haber'de yayınlanan ANALİZ programında tüm yönleriyle ele alındı.

Bugün (7 Şubat 2026), Türk siyasi tarihinin en karanlık virajlarından biri olan 7 Şubat MİT kumpasının 14. yıl dönümü. FETÖ'nün yargı ve emniyetteki militanları aracılığıyla seçilmiş hükümeti devirmek ve devletin istihbarat teşkilatını ele geçirmek için kurguladığı bu sinsi plan, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı duruşu ve Hakan Fidan'ın ifadeye gitmemesiyle boşa çıkarıldı.

FETÖ 7 ŞUBAT 2012'DE NE YAPMAK İSTEDİ?

15 Temmuz'a giden yolda döşenen ilk büyük taşlardan biri olan bu kumpasın perde arkasındaki tüm detaylar A e.

KÜRESEL OYUNU BOZAN 'ONE MINUTE' ÇIKIŞI VE OSLO TUZAĞI                               7 Şubat'a giden süreç, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak uluslararası arenada sergilediği bağımsız duruşla başladı. 29 Ocak 2009'da Davos'ta Başbakan Erdoğan'ın "One Minute" çıkışı, küresel odakları rahatsız eden ilk büyük hamleydi. Bu duruşun ardından Türkiye, içeride terörle mücadeleyi bitirmek için devletin tüm kurumlarıyla harekete geçti.Ancak sinsi plan devreye sokulmuştu. Dönemin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan'ın katıldığı Oslo görüşmeleri, PKK'lı terörist Adem Uzun tarafından gizlice kaydedildi. Bu kayıtlar, Belçika polisi tarafından ele geçirildikten sonra FETÖ'cü polisler aracılığıyla Türkiye'ye getirilerek ihanet için bir silah olarak kullanılmaya başlandı.Konuya dair değerlendirmelerde bulunan Akşam Gazetesi Ankara Temsilcisi Emin Pazarcı, "MİT kumpası aslında genel olarak değerlendirildiğinde Türkiye'yi bir ele geçirme faaliyetidir, bir kumpastır demek mümkün." ifadelerini kullandı. Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür ise, "7 Şubat hakikaten ilk defa Türkiye'de cemaat ya da tarikat diye bilinen bir yapının seçilmiş iktidara karşı, hükümete karşı çok ciddi bir operasyonuydu." sözleriyle kumpasın büyüklüğüne dikkat çekti.HEDEFTEKİ İSİM HAKAN FİDAN: MOSSAD VE BATI'NIN RAHATSIZLIĞITürkiye'nin bağımsız politikaları sadece içerideki işbirlikçileri değil, dış odakları da rahatsız ediyordu. Hakan Fidan'ın 10 Nisan 2010'da İran nükleer görüşmelerinde Türkiye'yi temsil etmesi ve ardından MİT Müsteşarı olması, özellikle İsrail'i paniğe sevk etti. İsrail merkezli Haaretz gazetesi, MOSSAD'ın Fidan'ın atanmasından duyduğu rahatsızlığı açıkça manşetlerine taşıdı.Emin Pazarcı, kumpasın küresel boyutunu, "Türkiye'yi kim ele geçirmek istiyor? İşte FETÖ kumpasıdır deniliyor, doğru. İşin içinde FETÖ var ama FETÖ de sonuçta emperyalist bazı güçlerin taşeronudur, maşasıdır." cümleleriyle aktardı. Mahmut Övür de benzer şekilde, "Hakan Fidan'ın MİT Müsteşarı olması aynı zamanda çok tipik bir şekilde MOSSAD'ı, İsrail Savunma Bakanlığı'nı rahatsız ediyordu." tespitinde bulundu.SİNSİ PLAN ADIM ADIM İŞLEDİ: DİNLEME CİHAZLARI VE ULUDERE PROVOKASYONUFETÖ'cü militanlar, yargı ve emniyetteki güçlerini kullanarak kumpasın taşlarını döşemeye devam etti. 2011 yılının sonlarında Başbakan Erdoğan'ın ofislerine dinleme cihazları yerleştirildi.Hemen ardından 28 Aralık'ta yaşanan Uludere olayı, FETÖ medyası tarafından bilinçli bir şekilde MİT'in üzerine yıkılmaya çalışıldı. Örgüt, "MİT ülkeyi PKK'ya satıyor" algısını oluşturmak için gizli tanık ifadeleri ve sızdırılan ses kayıtlarıyla toplumsal bir infial oluşturmayı hedefliyordu.Mahmut Övür, bu süreci, "Uludere'de inanılmaz öncesinde bir kampanya var, Beyaz Saray'dan Türkiye'ye girecek gibi bir algı operasyonları medya üzerinden yürütülüyor ve inanılmaz bir operasyon çekiliyor. Oradaki birlikler de bu kumpasa düşüyorlar." sözleriyle ifade etti.HASTANEDE AMELİYAT BEKLERKEN GELEN O TELEFONKumpasın en kritik anı 7 Şubat 2012 günü saat 17:00'de yaşandı. FETÖ'cü savcı Sadrettin Sarıkaya, Başbakan Erdoğan'ın ameliyat için hastaneye yatmasını fırsat bilerek MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağırdı.Hedef, Hakan Fidan üzerinden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ulaşmak ve hükümeti işlemez hale getirmekti.O dönem büyük tepki toplayan bu hamleye dair Bekir Bozdağ, "Bir hukukçu kişi olarak bu soruşturmanın işin doğrusu hukuki mantığını hala anlamış değilim, ortada suç yok." diyerek tepkisini dile getirmişti.Mahmut Övür ise zamanlamanın manidarlığına vurgu yaparak, "Zamanlamayı da onlar ayarlamışlar çünkü hem Başbakanı yakından izliyorlar hem Genelkurmayı hem de MİT'i izlemeye almışlar. Eğer o dönemde Başbakan ameliyata giriyor olsaydı büyük ihtimalle bu operasyonu başlatacaklardı." değerlendirmesinde bulundu.MİLLİ İRADE TESLİM OLMADI: SEÇİLMİŞLER ATANMIŞLARA KUL OLMAYACAKFETÖ'nün bu hamlesine siyasi kanattan destek ise gecikmedi. 9 Şubat'ta kamera karşısına geçen eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "Hangi ülkede yaşıyoruz? Yargılama olacaksa huzur içinde olsun bunlar." diyerek kumpasın yargı ayağına meşruiyet kazandırmaya çalıştı.O dönem CHP Bolu Milletvekili olan Tanju Özcan ise, "İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'nın konuyla ilgili, şüpheli sıfatıyla Sayın Başbakan'ı da soruşturmaya davet etmesi gerekir." sözlerini kullanarak hedefin doğrudan Erdoğan olduğunu açıkça ilan etti.Ancak Başbakan Erdoğan, hastaneden çıkar çıkmaz sergilediği dik duruşla bu kirli ittifakı darmadağın etti. Erdoğan, "Herhangi bir kurumu yıpratmak, kurumlar arasında uyumsuzluk varmış gibi lanse etmek, kaosa hizmet etmek ülkeye de millete de hayır getirmez. Biz bu ülkede gayri meşruluğa izin vermeyiz. Hiçbir zaman seçilmişleri, atanmışlara kul etmeyiz." ifadelerini kullanarak milli iradenin teslim alınamayacağını tüm dünyaya ilan etti.Emin Pazarcı'nın, "Bu MİT kumpası Erdoğan'ın dirayeti, tecrübesi ve dik duruşu sayesinde atlatılmıştır." sözleriyle özetlediği 7 Şubat, Türkiye'nin FETÖ ve arkasındaki küresel güçlere karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin en önemli zaferlerinden biri olarak tarihe geçti.

FETÖ'nün ''7 Şubat MİT kumpası''nın üzerinden 14 yıl geçti: Cumhurbaşkanı Erdoğan geç girdiği ameliyatla tuzağı bozdu

FETÖ'nün Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı açıktan giriştiği ilk operasyon olarak tanımlanan ve dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı kamu görevlilerinin ifadeye çağrıldığı 7 Şubat 2012'deki 'MİT kumpası'nın üzerinden 14 yıl geçti. FETÖ'nün ilk kalkışma hamlesi olan MİT kumpası, o tarihte Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın değişen ameliyat programıyla bozuldu.

 
 

"FETÖ'nün Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı açıktan giriştiği ilk operasyon" olarak tanımlanan ve dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile bazı kamu görevlilerinin örgüt mensuplarınca tutuklanma girişiminin üzerinden 14 yıl geçti.

AA muhabirinin, soruşturma ve dava dosyalarından derlediği bilgilere göre, nihai amacına ulaşmak için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile güç mücadelesine giren FETÖ'nün bu kapsamdaki planlarının ilk aşamasını Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk, Tahşiye, Selam Tevhid, MİT tırları ve 17-25 Aralık gibi kurgu ve kumpas soruşturmaları oluşturdu.

7 Şubat 2012'deki MİT kumpasıyla eylemlerine hız veren söz konusu örgütü, hükümetin 2005'te terör örgütü PKK/KCK'nın bitirilmesi amacıyla başlattığı çözüm sürecini engellemeyi hedefledi.

Hakan Fidan

Bu doğrultuda, dönemin İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığında savcı olarak görev yapan, sonraki süreçte FETÖ kapsamında ihraç edilen Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya, bir PKK/KCK soruşturması başlattı.

Bayraktar ve Sarıkaya, soruşturma kapsamında birden fazla şüpheli ile dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş, eski MİT personeli Hüseyin Emre Kuzuoğlu ve Yaşar Hakan Yıldırım ile Mustafa Özer'i, "PKK/KCK'ya bilerek yardım etme" ve "soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlarından soruşturmaya dahil etti.

  • FETÖ mensubu savcılar, 7 Şubat 2012'de Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı MİT görevlilerini, PKK/KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağırdı.

Örgüt mensupları, söz konusu kumpas soruşturmasıyla MİT'i kamuoyunda "PKK ile organize hareket eden teşkilat" gibi göstermeye çalıştı.

FETÖ'cüler, MİT görevlilerinin ifadeye çağrılması, evlerinde arama yapılması ve haklarında yakalama kararı çıkarılmasını planladı. Karşılarına herhangi bir engel çıkmaması için de karanlık operasyonlarını, o tarihte Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ameliyat olacağı güne denk getirdi.

  • Soruşturmada görevli bir cumhuriyet savcısı, 7 Şubat 2012'de saat 17.00'de Hakan Fidan'ı ve 4 MİT görevlisini telefonla arayarak, "İfade vermek üzere makamıma bekliyorum." dedi.

Erdoğan'ın ameliyata geç girmesi ve istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanmasıyla kumpas önlendi. Erdoğan'ın yönlendirmesiyle Fidan ve MİT görevlileri, ifade vermeye gitmedi.

KUMPASIN TARİHSEL SIRALAMASI

MİT görevlilerinin ifadeye çağırılmasının ardından yaşananlara ilişkin kronolojik süreç ise şöyle devam etti:

10 Şubat 2012'de savcılar Sadrettin Sarıkaya ve Adem Özcan imzasıyla ifadeleri alınamayan MİT görevlileri hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

11 Şubat'ta savcı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alınırken 13 Şubat'ta savcı Adem Özcan imzasıyla MİT'e gönderilen yazıda, 5 kişinin kurumla ilişkileri ve yardımcı istihbarat elemanı gibi bir görevlilerinin olup olmadığı soruldu.

17 Şubat'ta MİT Kanunu TBMM'de değiştirildi ve MİT görevlileri hakkında soruşturma açılması, başbakanın iznine bağlandı.

18 Şubat'ta MİT görevlileri hakkındaki yakalama kararı kaldırıldı.

20 Şubat'ta savcı Bilal Bayraktar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıda, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadesinin alınmasına ilişkin talimatın iade edilmesini istedi. 22 Mart'ta takipsizlik kararı verildi.

23 Şubat'ta soruşturma belgeleri, fezleke ve ekleri 5 torba içerisinde 23 klasör olarak Başbakanlığa gönderildi.

11 Nisan'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, soruşturma için Başbakanlık'tan izin alınıp alınmadığı soruldu.

18 Mayıs'ta savcı Bayraktar, Başbakanlık'tan izin talebinde bulunulduğunu bildirdi.

14 Eylül'de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, dosya hakkında "yetkisizlik" kararı verildiği ve dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği bildirilirken soruşturma dosyasının kısıtlanmasına karar verildi.

  • 30 Ocak 2013'te Başbakanlık, MİT görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verdi.

22 Mart 2013'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT görevlileri hakkında takipsizlik kararı verdi.

KUMPASÇILARA AÇILAN SORUŞTURMA

Bu sürecin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT kumpasında görev alan FETÖ mensupları hakkında soruşturma başlattı.

  • Yapılan incelemeler neticesinde, FETÖ mensuplarının 7 Şubat'taki operasyon öncesi 2, 3 ve 4 Şubat 2012 tarihlerinde Ankara Kızılcahamam'daki bir otelde toplantı düzenledikleri belirlendi.

FETÖ'nün emniyet ile yargıda mahrem imamlığını yapan bir kişi tanık olarak verdiği ifadede, MİT'e operasyon için 2 mahrem imamın ABD'ye giderek elebaşı Fetullan Gülen'den onay aldığını ve sonrasında talimatları emniyette görevli örgüt mensuplarına ilettiğini anlattı.

Eski polis memuru Ş.E. ise "Şubatın ortalarında büro amir yardımcısı Ayhan Albayrak'ın bir konuşmasında, 'Hakan Fidan ifadeye gelseydi Sadrettin savcı tarafından kesin tutuklanacaktı.' dediğini hatırlıyorum." şeklinde ifade verdi.

Şubat 2020'de kumpas soruşturmasını tamamlayan savcılık, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in de aralarında bulunduğu 34 sanık hakkında iddianame hazırladı.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesince 10 Mart 2020'de kabul edilen iddianamede, 61. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve eski MİT görevlileri "mağdur" sıfatıyla yer aldı.

  • Bu iddianamede, 7 Şubat 2012'de yaşananlar "FETÖ'nün, seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni yıkmaya yönelik ilk teşebbüsü" olarak nitelendirildi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin çözüm sürecinde yürüttüğü politikalardan dolayı MİT'in PKK/KCK ile ilişki içindeymiş gibi gösterilerek, Başbakan'ın ameliyat olacağı gün MİT görevlilerine operasyon yapılmasına dikkati çekilen iddianamede, "Bu şekilde kurgulanan operasyon, nihai hedefi seçilmiş meşru hükümeti devirmek olan emniyet, MİT ve yargı organlarına sızarak yerleşmiş olan FETÖ'nün, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı açıktan giriştiği ilk operasyondur." değerlendirmesine yer verildi.

DAVA NASIL İLERLEDİ?

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin iddianameyi kabul etmesiyle 22 Haziran 2020'de 34 sanığın yargılanmasına başlandı.

Davanın 15 Ocak 2021'deki duruşmasında Cumhuriyet savcısı esasa ilişkin mütalaasını açıklarken, 19 Şubat 2021'de 7 Şubat MİT kumpasına ilişkin FETÖ'nün İstanbul bölge temsilcisi olduğu belirtilen firari sanık Ahmet Hamdi Parlak hakkında yeni bir iddianame hazırlandı ve ana davayla birleştirildi.

Kapalı yapılan duruşmalarda mahkeme heyeti, ayırma ve birleştirme kararlarından sonra 8'i tutuklu 18 sanık hakkında 3 Mart 2021'de hükmünü açıkladı.

Heyet, sanıklardan eski emniyet müdürleri Yurt Atayün, Ali Fuat Yılmazer, Kazım Aksoy, Erol Demirhan, Nuh Mehmet Damgacı ve Ayhan Albayrak ile örgütün "emniyet mahrem imamları" olduğu belirtilen Sebahattin Kaplan, Musa Metin, Bilal İrice ve Ahmet Kılınçarslan, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Yılmazer, Atayün, Aksoy, Demirhan ve Albayrak'a ayrıca, hiyerarşik bir silsileyle "nitelikli resmi belgede sahtecilik" suçundan 9'ar yıl hapis cezası verildi.

  • Eski polisler Oğuzhan Ceylan, Veli Tuluy, Fazıl Adnan İzgi ve Erkan Ünal'ı "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7 yıl 6'şar ay hapisle cezalandıran heyet, gazeteci sanık Mustafa Gökkılıç'ı "silahlı terör örgütüne üye olmak" ve "soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlarından 8 yıl 4 ay hapse mahkum etti.

Mahkeme heyeti, sanık Faik Şaşmaz'ın, "silahlı terör örgütüne üye olmak" ve "örgüt yöneticiliği" suçundan yargılandığı bir başka mahkemede beraat etmesi ve bu kararın kesinleşmesi nedeniyle davayı reddederken, diğer suçlardan ise beraatini kararlaştırdı. 2 sanık da tüm suçlardan beraat etti.

MAHKEMENİN GEREKÇELİ KARARI

Mahkemenin gerekçeli kararında ise kumpasla ilgili, "MİT Başkanı ve kurumda çalışan bazı personelin tutuklanmasına yönelik bir girişim olan ve kamuoyunda '7 Şubat krizi' olarak bilinen hadise, dönemin MİT imamının, MİT'in başına FETÖ mensubu bir şahsın atanması arayışları çerçevesinde düzenlenen bir operasyondur." ifadesi kullanıldı.

FETÖ'nün geçmişte izlediği, "Türkiye'nin terör örgütleriyle ilişkili olduğu" minvalindeki kara propaganda faaliyetlerini halen yurt dışında sosyal medya başta olmak üzere çeşitli platformlar üzerinden PKK dışındaki farklı terör örgütleri üzerinden de sürdürdüğü belirtilen kararda, "Örgütün kara propagandasını örgüt fark etmeksizin sürdürmesi, delillere dayanmaksızın her argümanı 'Türkiye'ye zarar verme' hedefiyle gündeme taşıdığını göstermektedir." değerlendirmesi yapıldı.

DAVA YENİDEN GÖRÜLÜYOR

Davanın istinaf incelemesini yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi, 15 sanık hakkında yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararlarını hukuka uygun buldu.

  • Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise temyiz incelemesini 20 Şubat 2023'te tamamlayarak bozma kararı verdi.

Bozma kararında, yerel mahkemenin dava dosyası kapsamındaki bazı belge ve delillere "devlet sırrı" kapsamında bulunduğu gerekçesiyle erişimi sınırladığını hatırlatılarak, mahkemenin devletin ilgili kurumlarının görüşünü de alarak dava dosyası içindeki hangi belgelerin bu kapsamda bulunduğunu duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlemesi gerektiği kaydedildi.

Sanıklar ve avukatlarının dava dosyasına erişiminin büyük ölçüde sınırlandırılarak, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama kapsamında adil yargılanma ilkeleri ve savunma hakkının ihlal edildiğini belirten daire, yerel mahkemenin iddia, savunma, sanıkların lehine ve aleyhinde olan deliller tartışılmadan, hangi delillere hangi gerekçeyle üstünlük tanındığını açıkça yansıtmadan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa'ya aykırı olacak şekilde hüküm kurduğunu değerlendirdi.

Bu nedenlerle sanıklar, avukatları ve müdahil Cumhurbaşkanlığının temyiz itirazlarını yerinde gören daire, beraat kararları ile mahkumiyet hükümlerinin bozulmasına, diğer taleplerin reddine hükmetti.

Daire, tutuklu 10 sanığın tahliye taleplerini reddederek, dava dosyasını yerel mahkemeye gönderdi. Sanıkların yeniden yargılanmasına İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nde kapalı oturumlarla devam ediliyor.

Bu arada, MİT görevlilerini ifadeye çağırıp tutuklama girişiminde bulunan eski savcılardan Sadrettin Sarıkaya, Şubat 2017'de İstanbul'da saklandığı örgüt evinde yakalandı. Sarıkaya hakkında Yargıtay'da davalar açıldı. Diğer eski savcı Bilal Bayraktar ise halen firari olarak aranıyor.

KAYNAK : AA

FETÖ'nün ''7 Şubat MİT kumpası''nın üzerinden 14 yıl geçti: Cumhurbaşkanı Erdoğan geç girdiği ameliyatla tuzağı bozdu

AA muhabirleri, 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) yönelik hazırlanan iddianamelerde, "FETÖ'nün Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı açıktan giriştiği ilk operasyon" ifadesiyle yer alan 7 Şubat 2012 tarihli "MİT kumpası"na ilişkin adli süreci derledi.

Emniyet ve yargı kurumlarının içine sızan FETÖ'cülerin, Türkiye Cumhuriyeti'nin "Çözüm Süreci"nde yürüttüğü politikalardan dolayı, MİT'i, terör örgütü PKK ile ilişki içindeymiş gibi gösterme bahanesiyle 7 Şubat 2012'de, Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı görevlilerini ifadeye çağırmaları, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 7 Şubat MİT Kumpası iddianamesinde detaylarıyla anlatıldı.

İddianameye göre, 15 Temmuz darbe kalkışmasına kadar geçen sürece bakıldığında, FETÖ/PDY nihai hedefine ulaşmak için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile güç mücadelesine girdi.

Örgütün bu kapsamdaki planlarının ilk aşamasını Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İzmir Askeri Casusluk, Tahşiye, Selam Tevhid, MİT Tırları ve 17-25 Aralık gibi kurgu ve kumpas soruşturmaları oluşturdu.

Örgüt, eylemlerine 7 Şubat 2012'de dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılması ile hız verdi.

İddianamede, MİT soruşturması "FETÖ'nün, seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni yıkmaya yönelik ilk teşebbüs girişimidir." ifadesiyle tanımlandı.

İddianameye göre FETÖ'cüler, Türkiye Cumhuriyeti'nin Çözüm Sürecinde yürüttüğü politikalardan dolayı MİT'i hedefine aldı.

Kapatılan İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığında savcı olarak görev yaparken PKK/KCK soruşturması yürüttükleri ortaya çıkan, sonraki süreçte FETÖ kapsamında meslekten ihraç edilen Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya birden fazla şüpheliyle beraber, dönemin MİT Müsteşarı olan MİT Başkanı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş, eski MİT personeli H.E.K. ve Y.H. Y. ile M.Ö. hakkında "PKK/KCK'ya bilerek yardım etme ve soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlarından soruşturma başlattı.

Bu soruşturmayla MİT ile ilgili kamuoyunda "PKK ile organize hareket eden teşkilat" algısı oluşturmaya çalışan örgüt, kendilerinden olmayan MİT yönetimini bertaraf edip MİT'i ele geçirmek ve hükümetin terör sorununu çözmek için başlattığı Çözüm Sürecini durdurmak amacıyla harekete geçti.

Soruşturmada görevli bir cumhuriyet savcısı 7 Şubat 2012'de saat 17.00'de dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ve 4 MİT görevlisini telefonla arayarak, "İfade vermek üzere makamıma bekliyorum." dedi.

Fidan'ın ifadeye çağrıldığı tarih önemliydi çünkü o tarihte Başbakan olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ameliyat olacaktı.

Bu kurgu, istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilmesi ve Başbakan'ın ameliyata geç girmesiyle bozularak önlendi.

Erdoğan'ın yönlendirmesiyle Fidan ve MİT görevlileri, soruşturmaya direnerek savcıların çağrılarına hiçbir zaman yanıt vermedi.

- KUMPASTAN SONRAKİ KRONOLOJİK SÜREÇ

İfadeye çağırma işleminin ardından yaşananlara ilişkin kronolojik süreç ise şöyle devam etti:

10 Şubat 2012'de savcılar Sadrettin Sarıkaya ve Adem Özcan imzasıyla MİT görevlileri hakkında yakalama kararı çıkartıldı.

11 Şubat'ta savcı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alınırken 13 Şubat'ta savcı Adem Özcan imzasıyla MİT'e gönderilen yazıda, 5 kişinin kurumla ilişkileri ve yardımcı istihbarat elemanı gibi bir görevlilerinin olup olmadığı soruldu.

17 Şubat'ta MİT Kanunu TBMM'de değiştirildi ve soruşturma izni Başbakanın iznine bağlandı.

18 Şubat'ta MİT görevlileri hakkındaki yakalama kararı kaldırıldı.

20 Şubat'ta savcı Bilal Bayraktar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıda, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadesinin alınmasına ilişkin talimatın iade edilmesini istedi. 22 Mart'ta takipsizlik kararı verildi.

23 Şubat'ta soruşturma belgeleri, fezleke ve ekleri 5 torba içerisine 23 klasör olarak Başbakanlığa gönderildi.

11 Nisan'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, soruşturma için Başbakanlıktan izin alınıp alınmadığı soruldu.

18 Mayıs'ta savcı Bayraktar, Başbakanlıktan izin talebinde bulunulduğunu bildirdi.

14 Eylül'de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, dosya hakkında "yetkisizlik" kararı verildiği ve dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği bildirilirken soruşturma dosyasının kısıtlanmasına karar verildi.

30 Ocak 2013'te Başbakanlık, MİT görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verdi.

22 Mart 2013'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT görevlileri hakkında takipsizlik kararı verdi.

- KUMPAS SORUŞTURMASI

Tüm bunların ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT dosyasında görev alan FETÖ mensupları hakkında soruşturma başlattı.

Başsavcılık, 2020 yılının Şubat ayında soruşturmayı tamamlayarak FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in de aralarında bulunduğu 34 sanık hakkında iddianame hazırladı.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesince 10 Mart 2020'de kabul edilen iddianamede, "61. Hükümet Başbakanı olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan", o dönem MİT Müsteşarı olan Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner gibi isimler "mağdur" sıfatıyla yer aldı.

Kamuoyunda "Oslo görüşmeleri" olarak bilinen ses kayıtlarının 13 Eylül 2011'de basına sızdırıldığı ve 20 Aralık 2011'de müşteki M.Ö'nün MİT adına çalıştığı bilindiği halde evinde arama yapılarak gözaltına alındığı bilgisi verilen iddianamede, yurt dışına çıkış yasağı konulan M.Ö.'nün savcılık ifadesinin, gizlilik kararı bulunmasına rağmen basına sızdırıldığı, MİT adına çalıştığı deşifre edilerek PKK'ya hedef gösterildiği ve can güvenliğinin tehlike altına girdiği kaydedildi.

İddianamede, kumpastan önce iki FETÖ'cü mahrem imamın Amerika'ya giderek FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'den gerekli talimatları alıp, sonrasında kumpasla ilgili toplantı yaptıkları anlatıldı.

Söz konusu toplantının Ankara Kızılcahamam'da yapıldığına değinilen iddianamede, toplantıya örgütün sözde emniyet ve yargı ile MİT imamlarının yanı sıra Rus Büyükelçi Andrey Karlov suikastine ilişkin davada firari sanık olan Murat Tokay ve Ahmet Kılınçarslan ile ABD'deki Hakan Atilla davasının hakimi Richard Berckman'ı 2014 yılında İstanbul'da ağırlayan hukuk bürosunun ortağı Murat Karkın'ın da katıldığı bilgisine yer verildi.

İddianamede yer alan bilirkişi raporunda, "13 Ocak 2012'de Diyarbakır DTP il binasında yapılan aramada ele geçirildiği iddia edilen Oslo'daki görüşmelere ait ses kayıtlarının olduğu harddiskleri FETÖ'nün yerleştirdiği" belirtildi.

- "HAKAN FİDAN GELSE, KESİN TUTUKLANACAKTI" İFADESİ

İddianamede, hakkında takipsizlik kararı verildiği belirtilen eski polis memuru Ş.E'nin, olayın vahametini gözler önüne seren şu ifadesi yer buldu:

"Tam kesin tarihini bilmemekle birlikte şubatın ortalarında büro amir yardımcısı Ayhan Albayrak (sanık) bir konuşmasında 'Hakan Fidan ifadeye gelseydi Sadrettin Savcı tarafından kesin tutuklanacaktı.' dediğini hatırlıyorum."

İddianamede, meslekten ihraç edilen savcılar Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya hakkında ise Yargıtay'da aynı konuyla ilgili yargılandıkları için takipsizlik kararı verildiği hatırlatıldı.

- DAVA SÜRECİ

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin iddianameyi kabul etmesiyle firari örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in yanı sıra, olay tarihinde örgütün "yargı imamı" olan İlyas Şahin ve "emniyet imamı" olan Çetin Özgür ile dönemin İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Serdar Bayraktutan'ın ve eski emniyet müdürlerinin aralarında olduğu 34 sanığın yargılanmasına 22 Haziran 2020'de başlandı.

Mahkeme ilk duruşmada, dosyadaki belgelerin, milli savunmaya ve milli güvenliğe ilişkin devlet sırrı olabilecek nitelikte olmaları gerekçesiyle devlet sırrı sayılmasına karar verdi. Ayrıca MİT'i temsil eden avukatın talebi üzerine, kamu güvenliğini tehlikeye sokabilecek belge ve bilgilerin ortaya çıkmasını engellemek adına, duruşmaların kapalı yapılmasına ve duruşma içeriğiyle ilgili yayın yasağı getirilmesine de hükmedildi.

Davanın 15 Ocak 2021 tarihli duruşmasında cumhuriyet savcısı esasa ilişkin mütalaasını açıklarken, 19 Şubat 2021'de, 7 Şubat "MİT kumpası"na ilişkin, FETÖ'nün İstanbul bölge temsilcisi olduğu belirtilen firari sanık Ahmet Hamdi Parlak hakkında yeni bir iddianame hazırlandı ve ana davayla birleştirildi.

- 15 SANIK HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI

Mahkeme, ayırma ve birleştirme kararlarında sonra 8'i tutuklu 18 sanık üzerinden devam eden yargılamada, 3 Mart 2021'deki duruşmada hükmünü açıkladı.

Heyet, sanıklar eski emniyet müdürleri Yurt Atayün, Ali Fuat Yılmazer, Kazım Aksoy, Erol Demirhan, Nuh Mehmet Damgacı ve Ayhan Albayrak ile örgütün "emniyet mahrem imamları" olduğu belirtilen Sebahattin Kaplan, Musa Metin, Bilal İrice ve Ahmet Kılınçarslan'ı "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırdı.

Sanıklar Ali Fuat Yılmazer, Yurt Atayün, Kazım Aksoy, Erol Demirhan ve Ayhan Albayrak'ı ayrıca hiyerarşik bir silsileyle "nitelikli resmi belgede sahtecilik" suçunu işledikleri gerekçesiyle 9'ar yıl hapis cezasına çarptıran heyet, bu 10 sanık hakkında, "silahlı terör örgütü yöneticisi olmak" ve "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlarından, yasa gereği hüküm verilmesine yer olmadığı, "devletin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etme" ve "soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlarından ise beraat kararı verdi.

Sanıklar eski polisler Oğuzhan Ceylan, Veli Tuluy, Fazıl Adnan İzgi ve Erkan Ünal'ı "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7 yıl 6'şar hapisle cezalandıran heyet, gazeteci sanık Mustafa Gökkılıç'ı "silahlı terör örgütüne üye olmak" ve "soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlarından 8 yıl 4 ay hapse mahkum etti.

Mahkeme heyeti, sanık Faik Şaşmaz hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan "örgüt yöneticiliği" suçundan yargılandığı bir başka mahkemede beraat etmesi ve bu kararın kesinleşmesi nedeniyle davayı reddederken, diğer suçlardan ise beraatini kararlaştırdı.

Diğer sanıklar Mehmet Deveci ve Aykut Güçlü'nün de tüm suçlardan beraatine karar veren heyet, "darbeye teşebbüs" suçundan cezalandırılan sanıklar Bilal İrice, Ahmet Kılıçaslan, Musa Metin ve Sebahattin Kaplan'ın hükmen tutuklanmasına, yattıkları süreye göre sanıklar Faik Şaşmaz ile Mustafa Gökkılıç'ın da adli kontrolle tahliyesine hükmetti.

- GEREKÇELİ KARARDA ÇARPICI TESPİTLER

Mahkeme heyeti, kurduğu hükümle ilgili gerekçesini de 17 Haziran 2021'de hazırladı.

Gerekçeli kararda, kumpasla ilgili, "MİT başkanı ve kurumda çalışan bazı personelin tutuklanmasına yönelik bir girişim olan ve kamuoyunda '7 Şubat krizi' olarak bilinen hadise, dönemin MİT imamının, MİT'in başına FETÖ mensubu bir şahsın atanması arayışları çerçevesinde düzenlenen bir operasyondur." ifadesi kullanıldı.

FETÖ'nün geçmişte izlediği, "Türkiye'nin terör örgütleriyle ilişkili olduğu" minvalindeki kara propaganda faaliyetlerini halen yurt dışında sosyal medya başta olmak üzere çeşitli platformlar üzerinden PKK dışındaki farklı terör örgütleri üzerinden de sürdürdüğü belirtilen kararda, "Örgütün kara propagandasını örgüt fark etmeksizin sürdürmesi, delillere dayanmaksızın her argümanı 'Türkiye'ye zarar verme' hedefiyle gündeme taşıdığını göstermektedir" denildi.

Kararda, şu ifadelere yer verildi:

"Devletin MİT eliyle bir istihbarat faaliyeti olarak bahsi geçen görüşmeyi (Oslo görüşmeleri) yapması doğaldır, olağandır ve hatta zaman zaman zaruridir... Bu görüşmelerin yapılması suç da değildir ve fakat bu görüşmelerin ülkemiz aleyhine olacak ve kullanılacak şekilde sızdırılması suç teşkil etmektedir ki bu 'siyasal ve askeri casusluk' suçuna vücut verir. Oslo görüşmelerinin kendisi de bir istihbarat faaliyetidir. Birtakım retoriklere ihtiyaç duyulması olağan sayılmalıdır. Olağandışı olan ise bunu bir siyasi iktidara, devlete ve devlet adına istihbarat faaliyeti yürüten kuruma ve görevlilerine yönelik saldırının malzemesi olarak kullanmaktadır. FETÖ'nün emniyet yapılanmasının hazırladığı ve mutfağında İstanbul Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğünün bulunduğu bu operasyonlardan yola çıkılarak örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in MİT'i ele geçirme amacı, KCK operasyonlarında elde edilen M.Ö'nün beyanı ile gerekli algı ve yetkiyi yaratmakta zayıf kalmış, bunun taçlanması için ele geçirilen Oslo ses kayıtları bu sefer hedefe Hakan Fidan, Afet Güneş ve Emre Taner'i taşımıştır. Müdahil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın o dönem Başbakan olarak soruşturmaya izin vermemesi ile bir nevi ilk darbe girişimi sonuçsuz kalmıştır. Kendilerini açılım politikası sonrasında yaşanan kaotik olayların hedefi olarak istismar eden örgüt, aynı zamanda Kobani olayları ve hendek süreci olarak bilinen süreçte PKK terör örgütü ile yan yana kol kola olmaktan da geri durmamıştır."

- YARGITAY'IN BOZMA KARARININ ARDINDAN DAVA YENİDEN GÖRÜLÜYOR

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi (istinaf), FETÖ'nün "7 Şubat MİT kumpası" davasına ilişkin dosya üzerinden yaptığı incelemede, 15 sanık hakkında yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararlarını hukuka uygun buldu.

Tarafların itirazı üzerine dosyaya bakan Yargıtay 3. Ceza Dairesi, temyiz taleplerini inceleyerek 20 Şubat 2023'te karara bağladı.

Daire, yerel mahkemenin dava dosyası kapsamındaki bazı belge ve delillere "devlet sırrı" kapsamında bulunduğu gerekçesiyle erişimi sınırladığını hatırlattı.

Mahkemenin, devletin ilgili kurumlarının görüşünü de alarak dava dosyası içindeki hangi belgelerin bu kapsamda bulunduğunu duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlemesi gerektiğini kaydeden Daire, sanıklar ve avukatlarının dava dosyasına erişiminin büyük ölçüde sınırlandırılarak, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama kapsamında adil yargılanma ilkeleri ve savunma hakkının ihlal edildiğini bildirdi.

Daire, yerel mahkemenin, iddia, savunma, sanıkların lehine ve aleyhinde olan deliller tartışılmadan, hangi delillere hangi gerekçeyle üstünlük tanındığını gerekçeye açıkça yansıtmadan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve anayasaya aykırı olacak şekilde hüküm kurduğunu değerlendirdi.

Bu nedenle sanıklar, avukatları ve müdahil Cumhurbaşkanlığının temyiz itirazlarını yerinde gören Daire, beraat kararları ile mahkumiyet hükümlerinin bozulmasına, diğer taleplerin reddine hükmetti.

Daire, tutuklu 10 sanığın tahliye taleplerini reddederek dava dosyasını yerel mahkemeye gönderdi.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay'ın bozma ilamına uyarak, dosyayı yeniden ele aldı.

Dava, kapalı oturumda sürüyor.

Günün Diğer Haberleri