Başkan Erdoğan'ın Mansur Yavaş'ı kabulüne ilişkin AK Parti'den açıklama: Son derece doğal bir görüşme
Giriş Tarihi:10 Eylül 2026 18:17 Son Güncelleme:10 Eylül 2026 19:02
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten Netanyahu hükümetine sert tepki: Bölgedeki kaosun kaynağı İsrail’in saldırgan politikaları
İşte Ömer Çelik'in açıklamalarında öne çıkanlar:
Bugün aramıza katılan belediye başkanı arkadaşlarımıza tebriklerimizi iletiyoruz.
AK Parti MKYK sonrası kameraların karşısına geçen Ömer Çelik, Terörsüz Türkiye süreci ve SDG’nin tasfiyesine ilişkin kritik mesajlar verirken İsrail’in Gazze’den Suriye’ye, Lübnan’dan İran’a uzanan saldırgan politikalarına sert tepki gösterdi. Bölgedeki kan ve istikrarsızlığın kaynağı olarak Netanyahu hükümetini işaret eden Çelik, Rusya-Ukrayna savaşı için de İstanbul’da yeniden barış masası kurulması çağrısı yaptı.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten Netanyahu hükümetine sert tepki: Bölgedeki kaosun kaynağı İsrail’in saldırgan politikaları
İşte Ömer Çelik'in açıklamalarından öne çıkan detaylar:
Bugün aramıza katılan belediye başkanı arkadaşlarımıza tebriklerimizi iletiyoruz.
FİLENİN SULTANLARI'NA TEBRİK
A Milli Kadın Voleybol Takımı başarı elde etti. Bu başarıyı üst düzey elde ettiler. Bütün Türkiye'yi birleştirdiler. Ay yıldızlı bayrağımızı gönderde dalgalandıran, hepimize son derece mutluluk veren başarılara imza atıyorlar. Bunu da çok güzel bir şekilde takım ruhuyla genç arkadaşlarımıza, genç kardeşlerimize örnek olacak ve ilham kaynağı olacak şekilde yapıyorlar. Her düzeyde bir çaba ortaya koyuyorlar. Bütün takımın yöneticilerine, tabii ki değerli oyuncularımıza bir kere daha tebriklerimizi iletiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın şimdiye de kabulleri sırasında oyuncularımız çok güzel açıklamalar yaptılar. Ama özellikle genç arkadaşlarımızın takımımızın kaptanı Eda Hanım'ın yaptığı konuşmayı dinlemesini çok öneririm. Çok kıymetli, kapsayıcı, çok zayıf bir şekilde takımı, kendisini, yapmak istediklerini, gençler için yapmak istediklerini ortaya koyan bir açıklama yaptı. Son derece kıymetliydi. Bütün yöneticileri ve tabii ki Sultanlarımızı bir kere daha tebrik ediyoruz. Bundan sonra çok daha büyük bir başarıya imza atılacağına dair hiçbir kuşkumuz yok.
"FESİH VE TASFİYE SÜRECİ TAMAMLANDIKTAN SONRA YASADAN FAYDALANMA MÜMKÜN OLACAK"
Değerli arkadaşlarım, gündemimiz çeşitli konularla ilgili olarak takibimiz devam ediyor. Tabii Türkiye süreci ve terör bölge süreci takip ediyoruz. Mecliste yüksek bir oyla kabul edilen yasadan sonra biliyorsunuz Cumhurbaşkanı yardımcımızın başkanlığında bir kurul kuruldu. Bu kurul toplantısını yaptı. Alt komisyonlar belirlendi. Bundan sonrasında da bu silahsızlanma, örgütün tasfiyesi süreci takip edilecek. Kitabında belirttiğimiz gibi bu fesih ve tasfiye süreci tamamlandıktan sonra yasadan faydalanma mümkün olacak. MKKK ile teyit edildikten sonra tabii silahsızlandırma kapsamında ilgili kurumlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu çerçevede sürekli muhataplarıyla yoğun bir mesai içerisindeler. Bu tabii terör Türkiye süreci, terör bölge süreci iç içe olduğu için aslında tek bir tanımı ifade ettiği için tabii ki komşu ülkelerle, terör örgütünün bulunduğu ülkelerdeki yöneticilerle yoğun hükümetlerle yoğun bir şekilde muhataplarımızla bu çalışmaları sürdürüyoruz.
"SDG'NİN FESİH SÜRECİ TAKİP EDİLİYOR"
Tabii bu başlık altında en önemli konulardan bir tanesi Suriye'deki durumdu. Suriye'deki durum, Suriye'nin Esad rejiminin karanlığından çıkmasından sonra daha da kritik bir hâl almıştı. Yukarıda SDG'nin oluşturduğu yapı, güneyde ayrılıkçı bir düzey yapılanması, çeşitli şekillerde ortaya çıkan etnik ya da dini provokasyonlar süreci daha önemli hâle getirmişti. Gelinen noktada biz hep şunu söyledik. Irak için ayrı bir model söz konusu olabilir örgütün feshi açısından, İran için ayrı olabilir, Avrupa için ayrı ve Suriye için ayrı olabilir diye. Burada gelinen noktada SDG'nin feshedilmesi gerektiğini ve silahlı unsurlarının aradan arındırılarak terörist unsurlardan ve Suriyeli olmayan unsurlardan arındırılarak Suriye'ye entegre olması gerektiğini ifade etmiştik. Şu an SDG feshedildi. Oradaki entegrasyon sürecini yakından takip etmeye devam ediyoruz. Çünkü bunun sahada gerçekleşmesi, yani bu fesih süreçlerinin teoride ve retorikte kalmamasının sahada gerçekleşmesinin bölgedeki herkes için, bütün etnik gruplar için, bütün dini gruplar için son derece iyi bir geleceği inşa edeceğine inanıyoruz. "TÜRKİYE BİRLİĞİNİ HER ZAMAN KORUMUŞTUR" Sürecinin ne kadar kıymetli olduğunun, bu bölgeye daha çok kan vadedenlerin planlarının bozulması bakımından ne kadar stratejik olduğunun görüldüğünü değerlendiriyoruz. Tabii önemli olan konu şudur. Nihayetinde kahraman şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin büyük fedakârlıklarıyla terör vasıtasıyla ülkemize verilmek istenen zararlar her zaman engellenmiştir. Türkiye birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini ve ortak gelecek, kaderdaşlık, duygudaşlık dünyasını her zaman korumuştur. Bunun korunmasının bundan sonrasında çok daha kıymetli olduğunu görüyoruz. Herkesin makul bir dil kullanması gerekir. Burada da aslında çok basit bir ölçü vardır. Kullandığınız dil, meşruiyet çerçevesinde başkalarıyla köprü mü kuruyor, araya duvar mı örüyor? Eğer kullandığınız dil, meşruiyet çerçevesinde hareket ederken meşru odakları muhatap alırken daha çok köprü kuruyorsa, kendini mağdur hisseden, dışlanmış hisseden, ötekileştirilmiş hisseden insanlarla arada daha çok köprü inşa ediyorsa doğru bir dildir ve bugünün dünyasının ihtiyaç duyduğu dildir. Ama çok doğru şeyler söyleseniz bile araya duvar örüyorsanız, bu kesinlikle doğru sonuçlar doğurmayan bir dildir. Bir de tabii doğru şeyler söylemeyip etnik aşırılık, mezhepçi aşırılık, dini istismar eden aşırılık üzerinden çeşitli duvarlar inşa edilmeye çalışıldığı zaman, aslında bunun hiçbir etnik ya da dini gruba faydasının olmadığını, birtakım Siyonist ve emperyalist hesapların muhasebe kaydı olarak ortaya çıktığını şimdiye kadar defalarca gördük. Onun için her bakımdan sağduyulu bir dil kullanmak önemlidir. Kapsayıcı, kuşatıcı bir dil kullanmak önemlidir. Bunun yanı sıra tabii ki kapsayıcı ve kuşatıcı siyasetlerin ortaya konulması önemlidir. Yani dil sadece havada kalan, askıda kalan bir şey olmamalıdır. Somut bir gerçekliği ifade etmelidir. Onun için marjinal ajandalar yerine daha büyük ufuklara bakabilmek, daha kapsayıcı bir gelecek ufku üzerine konuşabilmek önemlidir. Bir diğer konu da budur. Gerçekten konuşulan şeyler geleceğin daha iyi olmasına mı hizmet ediyor? Yoksa geleceğe dönük olarak birtakım kaldıraçlar vasıtasıyla yeni provokasyonların, toksik birtakım süreçlerin, yeni travmaların yaratılmasına mı yol açıyor? Buna iyi bakmak gerekir. "TOKSİK YAPIDAN HERKES UZAK DURULMALI" Yani kullanılan dilin, üretilen siyasetin, durulan yerin toplamda herkes için daha çok oksijen üretmesi lazım. Toksik yapıdan herkesi daha çok uzak tutması lazım. Dünyanın geçtiği bu dönem, bütün kurumların parçalandığı, bütün değerlerin paramparça olduğu, şimdiye kadar bugün medeni dediğimiz bütün ilkelerin, prensiplerin, uluslararası hukuk normlarının darmadağın olduğu bir dönem. Biz her şeye rağmen medeni bir hayatı, kurallara dayalı bir düzeni, demokratik bir siyaseti, ilkelerin çalıştığı bir kamusal alanı, toplumsal düzeyde etnik ya da mezhebi temelde bölünme ve referans verme üzerine değil, ortaklıklar üzerine, ortak duygular, ortak yaşanmışlıklar ve ortak gelecek üzerine konuşan bir yaklaşım sergilemeliyiz. Bugünün dünyasında en kolay şey, her yerde görüyoruz, demokrasi düşüncesi büyük yaralar alıyor, demokrasi düşüncesi büyük saldırılar altında. Artık liberal faşizm diye kitaplar yazılıyor. Yani liberalizmin imkân ve kabiliyetlerinden faydalanıp yapay zekâ ya da işte tekno-oligarkların kurduğu dünyayla insanlığın yeni tehditlerle karşı karşıya kaldığı bir durum var. Dün de evvelsi gün de gündemdi, biliyorsunuz. Yapay zekâ şirketlerinde çalışan birisinin yaptığı açıklama, insanlığa dönük uyarısı. Tüm bunun içerisinde daha çok parçalanma, mikromilliyetçilikler, mikro birtakım ideolojik ajandalar daha büyük kötülüklere hizmet eder. İlk başta bu ajandaları kullanan kişiler belli bir etnik grubun, mezhep grubunun ya da dini grubun çıkarlarını savunduklarını düşünürler. Ama aslında büyük devletlerin, büyük oyuncuların çıkarlarına hizmet etmekten başka bir işe yaramazlar. "İSTANBUL'DA BARIŞ MASASI KURULABİLİR" Değerli arkadaşlarım, bir diğer konu Rusya-Ukrayna savaşını yakın bir şekilde takip etmeye devam ediyoruz. Maalesef bir sürü masa kurma girişiminden sonra gelinen noktada Rusya-Ukrayna savaşı uzun soluklu bir yıpratma mücadelesine dönmüştür ve bir döngü içerisinde günlük taktiksel kazanımlarla iki tarafın da birbirini yoğun bir şekilde yıprattığı bir hâle gelmiştir. Ve burada savaşın seyrini değiştirecek hiçbir şey olmamasına rağmen taktiksel kazanımlar üzerinden bu yıpratma savaşı devam etmektedir. Birincisi, bu her bakımdan kötüdür. Yani insan hayatının bu kadar karşılıklı olarak birçok insanın ölmüş olması, insan hayatının tehlikeye atılmış olması tabii ki en baştaki konudur. Onun dışında savaşın daha geniş bir bölgeye yayılma ihtimali, NATO, Avrupa Birliği çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalar, maalesef daha ileri düzeyde silahların kullanılmasından bahsedilmesi, tabii ki Karadeniz'deki durum son derece sakıncalı bir hâle gelmiştir. Hususen burada Karadeniz'deki sivil Türk gemilerinin hedef alınmasının da son derece reddedilmesi gereken bir durum olduğunu ifade ediyoruz. Şimdiye kadar Rusya kaynaklı 8, Ukrayna kaynaklı 35 Türk işletmeli gemi maalesef hedef alınmıştır. Bu savaş ortamında maalesef böyle bir tablo ortaya çıkmıştır. Bu konudaki uyarılarımızı sürdürüyoruz. Bu konudaki hassasiyetlerimizi ve takibimizi en üst düzeyde devam ettiriyoruz. Ama kısır döngünün bir an evvel sona ermesi, İstanbul'da bir masa kurularak muhakkak surette artık bir sonuca varılması gerekmektedir. SURİYE'DEKİ SON DURUM Tabii bu başlık altında en önemli konulardan bir tanesi Suriye'deki durumdu. Suriye'deki durum, ülkenin Esad rejiminin karanlığından çıkmasından sonra daha da kritik bir hâl almıştı. Kuzeyde SDG'nin oluşturduğu yapı, güneyde ayrılıkçı bir yapı, çeşitli şekillerde ortaya çıkan etnik ya da dinî provokasyonlar süreci daha önemli hâle getirmişti. Gelinen noktada biz hep şunu söyledik: Irak için örgütün feshi açısından ayrı bir model söz konusu olabilir, İran için ayrı olabilir, Avrupa için ayrı ve Suriye için ayrı olabilir. Burada gelinen noktada SDG'nin feshedilmesi gerektiğini ve silahlı unsurlarının terörist unsurlardan ve Suriyeli olmayan unsurlardan arındırılarak Suriye'ye entegre olması gerektiğini ifade etmiştik. Şu an SDG feshedildi. Oradaki entegrasyon sürecini yakından takip etmeye devam ediyoruz. Çünkü bunun sahada gerçekleşmesinin, yani bu fesih süreçlerinin teoride ve retorikte kalmayıp sahaya yansımasının, bölgedeki herkes için, bütün etnik gruplar ve bütün dinî gruplar için son derece iyi bir geleceğin inşa edilmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz. "TÜRKİYE BİRLİĞİNİ HER ZAMAN KORUMUŞTUR" Sürecin ne kadar kıymetli olduğunun, bu bölgeye daha çok kan vadedenlerin planlarının bozulması bakımından ne kadar stratejik olduğunun görüldüğünü değerlendiriyoruz. Tabii önemli olan konu şudur: Nihayetinde kahraman şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin büyük fedakârlıklarıyla, terör vasıtasıyla ülkemize verilmek istenen zararlar her zaman engellenmiştir. Türkiye; birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini ve ortak gelecek, kaderdaşlık, duygudaşlık dünyasını her zaman korumuştur. Bunun korunmasının bundan sonrasında çok daha kıymetli olduğunu görüyoruz. Herkesin makul bir dil kullanması gerekir. Burada da aslında çok basit bir ölçü vardır: Kullandığınız dil, meşruiyet çerçevesinde başkalarıyla köprü mü kuruyor, araya duvar mı örüyor? Eğer kullandığınız dil, meşruiyet çerçevesinde hareket ederken, meşru odakları muhatap alırken daha çok köprü kuruyorsa; kendini mağdur, dışlanmış veya ötekileştirilmiş hisseden insanlarla arada daha çok köprü inşa ediyorsa doğru bir dildir ve bugünün dünyasının ihtiyaç duyduğu dildir. Ama çok doğru şeyler söyleseniz bile araya duvar örüyorsanız, bu kesinlikle doğru sonuçlar doğurmayan bir dildir. Bir de tabii doğru şeyler söylemeyip etnik aşırılık, mezhepçi aşırılık, dini istismar eden aşırılık üzerinden çeşitli duvarlar inşa edilmeye çalışıldığı zaman, aslında bunun hiçbir etnik ya da dinî gruba faydasının olmadığını, birtakım Siyonist ve emperyalist hesapların muhasebe kaydı olarak ortaya çıktığını şimdiye kadar defalarca gördük. Onun için her bakımdan sağduyulu bir dil kullanmak önemlidir. Kapsayıcı, kuşatıcı bir dil kullanmak önemlidir. Bunun yanı sıra tabii ki kapsayıcı ve kuşatıcı siyasetlerin ortaya konulması önemlidir. Yani dil sadece havada kalan, askıda kalan bir şey olmamalıdır. Somut bir gerçekliği ifade etmelidir. Onun için marjinal ajandalar yerine daha büyük ufuklara bakabilmek, daha kapsayıcı bir gelecek ufku üzerine konuşabilmek önemlidir. Bir diğer konu da budur: Gerçekten konuşulan şeyler geleceğin daha iyi olmasına mı hizmet ediyor? Yoksa geleceğe dönük olarak birtakım kaldıraçlar vasıtasıyla yeni provokasyonların, toksik birtakım süreçlerin ve yeni travmaların yaratılmasına mı yol açıyor? Buna iyi bakmak gerekir.