MHP lideri Devlet Bahçeli'den DEM'e SDG uyarısı: Mazlum Abdi denen terörist İsrail kuklasıdır | Gerçek hasta adam ABD'dir..
Giriş: 13.01.2026 10:34 Son Güncelleme: 13.01.2026 11:38...
MHP lideri Bahçeli: Türk’ün kanı Kürt’e Kürt’ün kanı Türk’e haramdır
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu..
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda önemli mesajlar verdi. Suriye'de yaşanan gelişmeleri değerlendirerek DEM Parti'yi uyaran Bahçeli, "Mazlum Abdi denen terörist İsrail'in kuklasıdır. SDG yanlış üstüne yanlış yapmıştır" dedi. ABD Başkanı Donald Trump'ın hür dünyaya rest çektiğini belirten Bahçeli, "Gerçek hasta adam ABD'dir. ABD insanlığın sonunu getirmeye çalışıyor" ifadelerini kullandı.
MHP lideri Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda önemli açıklamalarda bulundu. ABD’nin insanlığın sonunu hazırladığını savunan Bahçeli, ABD Başkanı Donald Trump’ın küresel çeteleşmeyi desteklediğini ileri sürerek, “Trump, dünyanın çivisinin çıktığının göstergesidir” dedi. ABD’nin artık “bugünün hasta adamı” olduğunu ifade eden Bahçeli, bu ülkenin ilerleyen süreçte 50 parçaya bölüneceğini öne sürdü. Türkler ile Kürtlerin kader ortağı olduğunu vurgulayan Bahçeli, Terörsüz Türkiye sürecine de değindi. DEM Parti’ye uyarılarda bulunan Bahçeli, Mazlum Abdi isimli teröristin İsrail’in kuklası olduğunu söyledi. İran’daki gelişmelere de dikkat çeken Bahçeli, yaşanan olayların Gezi kalkışmasıyla büyük benzerlik taşıdığını ifade etti.
MHP lideri Devlet Bahçeli TBMM Grup Toplantısı'nda önemli açıklamalarda bulundu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu..
MHP lideri Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda önemli açıklamalarda bulundu. ABD’nin insanlığın sonunu hazırladığını savunan Bahçeli, ABD Başkanı Donald Trump’ın küresel çeteleşmeyi desteklediğini ileri sürerek, “Trump, dünyanın çivisinin çıktığının göstergesidir” dedi. ABD’nin artık “bugünün hasta adamı” olduğunu ifade eden Bahçeli, bu ülkenin ilerleyen süreçte 50 parçaya bölüneceğini öne sürdü. Türkler ile Kürtlerin kader ortağı olduğunu vurgulayan Bahçeli, Terörsüz Türkiye sürecine de değindi. DEM Parti’ye uyarılarda bulunan Bahçeli, Mazlum Abdi isimli teröristin İsrail’in kuklası olduğunu söyledi. İran’daki gelişmelere de dikkat çeken Bahçeli, yaşanan olayların Gezi kalkışmasıyla büyük benzerlik taşıdığını ifade etti.
MHP lideri Devlet Bahçeli TBMM Grup Toplantısı'nda önemli açıklamalarda bulundu.
En düşük emekli maaşı alan ve sayıları yaklaşık 5 milyona yaklaşan kardeşlerimizin sosyal ve ekonomik durumlarını iyileştirmek için gerekirse elimizi değil gövdemizi taşın altına koymalıyız. Onlar üzülürken bizler rahat olamayız.
Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:
Değerli vekil arkadaşlarım, muhterem hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın değerli temsilcileri, sizleri hürmetle selamlıyor en iyi dileklerimi sunuyorum. Bugünkü toplantımızı takip eden tüm vatandaşlarımızı saygı ve sevgi ile selamlıyorum.
Daha önce de dediğim gibi siyasetin doğruluğu kadar zamanın da doğru olması gerekir. Doğru zamanda yanlış siyaset ham hayalin peşinde oyalanmaktır. MHP'nin siyaseti doğrudur, mücadelesi doğrudur. İlkeleri, ülküsü doğrudur. Siyasetimiz tutarlı ve dengelidir.
Vatanseverlik sınavından geçemeyen siyaset gerçek manada siyaset değildir, insanımıza hiçbir hayrı dokunmayacaktır. İçinde bulunduğumuz gemi metruk bir gemi değil, dev dalgalara cesaretle direnen iman ve irade gemisidir.
Basiret yoksunu siyaset zihniyeti pek çok badireye davet açacaktır. Önemli tehlike de budur. Basiret, hayatı ve siyaseti doğru okumaktır. Görüneni ve gösterilmek isteneni sezgi ve bilgi ile kavramak demektir. MHP ile Cumhur İttifakı'nın yapacağı budur. Fikir demek hayat demektir, siyaset demektir.
Ülkücü hareketteki nice serden geçti gönüller davamızın yükselişine her saha ve zeminde hizmet etmişlerdir. Allah hepsinden ve sizden razı olsun diyorum. İnsan muhabbet üzere yaşamalıdır. Hayatın manasını kavramak için sevgi ve saygının şart olduğunu bilmeli.

Şapkamızı önümüze koyup gelişmeleri doğru şekilde ele almaktayız. Doğru ne ise onu konuşmalıyız. Karşımızdaki meseleleri dürüstçe okumalıyız. İnsanlık iki sorunu çözememiştir. Bunlar birlikte yaşama ve bağlayıcı, ahlaki temel değer ve kurallara dayalı uluslararası düzen kurma sorunudur.
Yaklaşık 5 milyar insan huzursuzluk sarmalında, çatışma ve savaşların odağındadır. Trump'ın söylediği sözler çivisi çıkan dünyanın halinden başka bir şey değildir. Hukuku yapan devlet hukuku çiğnerse çeteden organize suç örgütünden farkı kalmayacaktır. ABD'nin tutumu küresel çeteleşmedir. Küresel kuruluşlardan kademeli çekilen ABD'nin insanlığın sonunu hazırlayan senaryolar inkarı zor bir gerçek olarak karşımızdadır.
Petrol, doğal gaz ve değerli madenler çatışmaların hem vasıtası hem motivasyonu haline gelmiştir. Uyarıyorum, herkesi sağ duyuya davet ediyorum. Çok parametreli cepheleşmelerin aynısına birinci ve ikinci dünya savaşları öncesinde tesadüf edilmiştir. Trump zincirleme çılgınlıkları, dünyayı karanlık uçurumun kenarına sürüklemekte. İnsanlığın savaşa girmesi, nükleer silahlarla takibinin yapılması halinde olabilecekleri düşünmek bile korkunçtur.. Venezuela yalnızca bir testtir. Bu şartlar altında NATO'nun bağlayıcılığından bahsetmek akla ve mantığa sığacak mıdır. İstedim, öyle düşündüm, alacağım, yargılayacağım demek, haydi yüreğiniz yetiyor gelin de savaşalım demek değil midir.
MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında flaş açıklamalar yaptı. "Bugünün dünyasında hasta adam ABD'dir. ABD'nin 50 parçaya ayrılacağı günler uzak değildir" ifadelerini kullandı. İran'daki protestolara değinen Bahçeli, "İran'daki olaylara mutlaka karşı çıkılmalıdır.” dedi. Halep’teki olalar nedeniyle dikkat çeken uyarılar da yapan Bahçeli, “Türk’ün kanı Kürt’e Kürt’ün kanı Türk’e haramdır” ifadelerini kullandı.
"VENEZUELA KOMPLOSU YALNIZCA BİR TESTTİR, BU YOLLA STRATEJİK ANALİZLER YAPILMIŞTIR"
Buna su kaynaklarına erişim yollarındaki tıkanıklıklar da ilave edildiği takdirde,
dünyada aklıselim tamamen kaybolacaktır. Uyarıyorum; herkesi sağduyuya
davet ediyorum. Yaşadığımız çok vektörlü, çok matrisli ve çok parametreli
cepheleşmelerin benzerlerine, 1. ve 2. Dünya Savaşları öncesinde de tesadüf edilmiştir.
Bu savaşların olağanüstü tesirleri günümüze kadar devam etmiş, hâlen de etmektedir.
Akıl ve vicdan köprüsü yıkılan Trump, zincirleme çılgınlıkları, günbegün yayılan
fütursuzluk ve pervasızlıklarıyla dünyayı karanlık bir uçurumun kenarına kadar
sürüklemiş durumdadır.
İnsanlığın topyekûn yeni bir savaşa girmesi, dahası bunun nükleer
silahlarla tahkim edilmesi; ayrıca yönlendirilmiş enerji silahlarının,
mikrodalga veya lazer ışınları kullanılarak hedefleri etkisizleştiren sistemlerin
devreye sokulması hâlinde yaşanabilecekleri düşünmek bile korkutucudur.
Venezuela komplosu yalnızca bir testtir; bu yolla tepkiler ölçülmüş,
yakın geleceğin stratejik analizleri yapılmıştır. Şimdi sırada, bir NATO üyesi olan
Danimarka'ya bağlı Grönland bulunmaktadır. Trump'ın "Bu sorunu ister nazikçe ister
sertçe çözeceğiz" açıklaması, yangına körükle giden sorumsuz ve şuursuz bir
dayatmadan başka bir şey değildir.
Bir NATO üyesi ülkenin hâkimiyetindeki topraklara, bir başka
NATO üyesi ülkenin çökme ve işgal planı nasıl tarif ve tevil edilecektir?
Bu şartlar altında NATO'nun değer hükmünden, ahlaki ve hukuki bağlayıcılığından
samimiyetle bahsetmek akla ve mantığa sığacak mıdır? Tek taraflı ve bağnaz bir
şekilde "İstedim, öyle düşündüm, alacağım, yapacağım, vuracağım, yargılayacağım"
demek; hür dünyaya rest çekmek, "Haydi yüreğiniz yetiyorsa gelin de savaşalım" demek
anlamına gelmeyecek midir? Allah için söyleyiniz: ABD'nin fiilen üstlendiği küresel
jandarmalık pozisyonunda, beşeriyet aç ve hürler ile tok esirler mevkiinde
görülmeyecek midir?
"GERÇEK HASTA ADAM ABD'DİR"
1946 yılında, dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Truman'ın,
yine dönemin Danimarka Dışişleri Bakanı'na yaptığı ahlaksız teklif; emperyalizmin
dönen çarkında işin özünde pek bir değişiklik olmadığını da işaret etmektedir.
O dönemde Truman, 100 milyon dolar karşılığında Grönland'ı satın almak istemiş;
bu teklif Danimarka yönetimi tarafından reddedilmiştir.
Bunun yanı sıra; Küba'ya sözde özgürlük getirme, Kolombiya'yı cezalandırma,
Panama veya Kanada üzerinde hak iddiasında bulunma, İran'ı vurma gibi aleni
hesap ve hedeflerle meşgul olan Amerika Birleşik Devletleri'nin, küresel yok oluştan
önce kendi sonunu da hazırladığı ortadadır. Küresel konvansiyonel savaş tehdidi ciddi
düzeydedir.
Türkiye olarak her ihtimali sıfır hatayla ele almak, yüksek bir öngörüyle değerlendirmek;
buna muvafık siyasi, askerî ve ekonomik tahkimatı sabır ve sebat içinde yapmak artık
vatanın, milletin ve bekânın şerefidir.
19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'na "hasta adam" yaftası vurmuşlardı.
Bugünün dünyasında ise gerçek hasta adam Amerika Birleşik Devletleri'dir.
İçeriden çürümüş, büyük oranda insan kalitesini yitirmiş; anlam ve varlık nedenini
kaybetmiş bir toplum yapısına sahip olan Amerika Birleşik Devletleri'nin, kristal bir vazo
gibi elli parçaya ayrılacağı günlerin, emin olunuz ki, uzak olmadığı kanaatindeyim.
Bu ülkenin, siyonist haydutluğa verdiği ve kumanda odası evrentalizmin felaket
senaryolarıyla teçhiz edilmiş desteğini diri tutabilmek için Latin Amerika ve Orta
Doğu'nun enerji kaynaklarını sömürme planı, elbette son çırpınışlarıdır.
Dünya, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'den müteşekkil değildir.
Birleşmiş Milletler'e üye diğer 191 ülke, meydanın boş olmadığını göstermelidir.
Siyonizmin atına binen nevzuhur kovboylar, mutlaka bu attan düşerek ineceklerdir.
Milletleri kendi coğrafyalarında, kendi beşerî ve ekonomik kaynaklarından
vazgeçmeye zorlama siyasetinin yeni ismi Monreo Doktrini'dir. Tek kutuplu dünya,
tamamen istisna bir dönemin ürünüdür. Yeni kutupların doğduğu günümüzde
kaybedecek zamanımız yoktur. Başkalarının senaryolarında oyalanacak vaktimiz de yoktur.
Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır.
Asırlar öncesinde olduğu gibi, devletimizin küresel güç olması yine hedefimizdir.
Böylesi bir uyanış ve silkiniş; hürriyete, paylaşıma, hakkaniyete hasret insanlık için
Türkiye'mizi bir kutup başı yapacaktır. Bunu yapmanın yolunu bir konuşmamda da
belirtmiştim. Selçuklu Devleti'nin bayrağındaki iki yöne bakan çift başlı kartaldan
Osmanlı'ya ve Cumhuriyet'e miras kalan stratejik vizyon hepimize rehber olmalıdır.
Bu; bir pençesi Batı'yı, bir pençesi Doğu'yu kavramış ve üst kıtada muazzam bir
coğrafyayı koruyucu kanatları altına almış bir kartaldır. Söz konusu mukadderatla
perçinli mirastan doğan Ay-Yıldız'ın, coğrafyanın önü sonuna kadar açıktır.
Dünyanın Türkçe okunacağı böylesi bir hâkimiyet ise asla saldırgan, sömürücü ve
baskıcı olmayacaktır; adil, hoşgörülü ve paylaşımcı olacak, saygı duyulacak;
dostluğu da her zaman ve her zeminde aranacaktır. Bunu görmek isteyenlerin
Anadolu coğrafyasındaki bin yıllık tarihimize bakmaları yeterlidir. Ancak bu yüksek
ülküler özel hasletler gerektirir. Buna ulaşmanın yolu; dünyadaki gelişmeleri doğru
okuyabilen bir görüş derinliğinden, insanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz
edebilen bir manevî idrakten, mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl
sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bir bakıştan; beşeriyeti bir rakip gibi değil,
Allah'ın emaneti olan kutlu bir paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusundan
ve bunların akıl, sabır, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgiyle oluşacak bir terkibin aramızda
filizlenmesinden geçmektedir.
İran'da ABD ve İsrail karşıtı gösteriler düzenlendi (AA)
"İRAN'IN HUZURSUZLUĞU, TÜRKİYE'Yİ VE BÖLGE ÜLKELERİNİ HER AÇIDAN TEHDİT ETMEKTEDİR"
Değerli arkadaşlarım; İran'da para birimi riyalin rekor düzeyde değer kaybetmesinin
ardından, başkent Tahran'daki tarihî Kapalıçarşı esnafının 28 Aralık 2025 tarihinde
başlattığı protestolar, 16. gününde kitleleşerek ülke geneline yayılmıştır.
Bu anlatılanlar, madalyonun yalnızca bir yüzüdür. Diğer yüzü ise İran'a yönelik
organize ve çok aktörlü istihbarat faaliyetleri; emperyalist provokasyonlar,
kumpaslar ve tertiplerdir. Mühim olan, dikkatle tefrik ve tefsil edilmesi gereken husus
da işte bu yüzdür.
İran'daki şiddet olaylarında çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir. Olması gereken
siyasî gerçekliğe bakarak diyebilirim ki; İran'ın huzursuzluğu, İran'ın bölünmüşlüğü,
sancı içinde kıvranması; Türkiye'yi ve bölge ülkelerini her açıdan tehdit etmektedir.
Komşu ülke İran'ın siyasî bütünlüğü, toprak bütünlüğü; iç barışı, istikrarı ve huzur iklimi
Türkiye için hayati, hatta hayat memat meselesidir. Hangi mihrakların devrede olduğunu,
hangi planların uygulamaya konulduğunu, nasıl bir İran'ın hedeflendiğini;
parkta oynayan çocuklara sorsak, onlar bile itiraf edercesine ifade edebilecek durumdadır.
Bu nedenle buzdağının yalnızca görünen kısmına değil, su altında kalan
bölümüne de bakmak lazımdır. İran'a neşter vuran, İran'ı felç etmek için örtülü
operasyonlar yürüten; siyasî, askerî ve ekonomik tehditlerle köşeye sıkıştırmaya
çalışan mihrakların hüviyetleri bellidir. Habis ve hayâsız hedefleri bilinmektedir.
Tehdit son derece tanıdık ve yakındır.
Gezi Parkı olayları ile İran'daki malum hadiseler arasındaki benzerlikler üzerine
dikkatle düşünmemizi özellikle temenni ediyorum.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a karşı saldırı pozisyonuna geçmesi; doğrudan
müdahale amacıyla ülkenin daha da karışmasını gözlemlemeleri, daha doğrusu
karıştırılmasını temin etmeleri; az evvel bahsettiğim küresel konvansiyonel savaşa
bir adım daha yaklaşmak anlamına gelmektedir. İran'daki olaylara; siyasî, ahlaki,
inanç, kültür ve komşuluk bağları gereğince mutlaka karşı durulmalı, karşı çıkılmalıdır.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın siyonist ve emperyalist bir kuşatma ve kurcalamayla
altüst edilmesi; etnik ve mezhebî fay hatlarının kırılarak husumet mevzilerinin çok daha
güncellenip güçlenmesi, hepimizin aleyhine olacaktır. Bu nedenle gün, bir ve beraber
olma günüdür.
İran Türklerinin olaylara soğukkanlı ve mesafeli yaklaşımı da ayrıca değerlidir
ve tebrike layıktır. İran halkı, emperyalizmin köstebek lider projelerine ve
siparişlerine müsaade etmeyecektir.
İran'daki hareketler; herhangi bir dış bağlantılı dayatmanın ve müdahalenin
bozuk tarlasını sürmeye, böylesi bir şer oyununa alet olmaya, sonucu son derece
tehlikeli olan bir istikrarsızlığa çanak tutmaya yanaşmayacak; hiçbir yanlışa ortak
olmayacak, hiçbir mütecaviz girişime kalkışmayacak, emperyalizmin taşeronu olmaya
heves etmeyecek ve bunu gündemine dahi almayacaktır.
"YPG, YANLIŞ ÜSTÜNE YANLIŞ YAPMIŞTIR"
Bakınız; Suriye'nin orasına burasına yuvalanan siyasî alçaklık, suyu bulandırmak,
iç bütünlüğünü yıkmak ve iç bölünmeleri kışkırtmak için her yola tevessül ve
teşebbüs hâlindedir. Halep-i Neşrefiye ve Şeyh Mahzût mahalleleri için yaşanan
alan çatışmaları, her açıdan düşündürücüdür. YPG, yanlış üstüne yanlış yapmıştır.
Halep oradaysa, arşının Şam'da olduğu da netleşmiştir. Trump ise ayaküstü bunları
satmıştır.
Şu gerçeği tekrar vurgulamakta yarar vardır: PKK'nın örgütsel varlığı feshedilmi
, silahlar bırakılmıştır. Bu terör örgütünün uzantısı olan SDG–YPG'nin de akıbeti
aynı olmalıdır.
Bizim için yegâne geçerli olan, İmralı'nın 27 Şubat çağrısıdır; bu çağrı
barışa ve kucaklaşmaya davettir. Üstelik bölücü terör örgütünün bütün
yapılarını bağlamaktadır. SDG ve YPG bundan bağımsız değildir; olması da mümkün
değildir.




