MHP lideri Devlet Bahçeli: FETÖ'ye karşı hafızalar diri tutulmalı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda küresel siyasetten iç güvenliğe kadar kritik mesajlar vererek, Türkiye'nin NATO'daki kurucu aktör rolünü ve AB'nin çifte standartlarını sert bir dille eleştirdi. İran'a yönelik saldırıların durdurulması ve Hürmüz Boğazı'nda güvenliğin sağlanması çağrısında bulunan Bahçeli, 15 Temmuz'un çok katmanlı bir işgal teşebbüsü olduğunu vurguladı. FETÖ'yle mücadelenin kararlılıkla sürmesi gerektiğine dikkat çeken MHP lideri, "FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek yanılgıdır." dedi.

DÜNYA - 2026-07-14 11:34:39

MHP lideri Devlet Bahçeli: FETÖ'ye karşı hafızalar diri tutulmalı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada NATO'nun yeni bir dönemin eşiğinde olduğunu belirterek müttefikler arasındaki örtülü yaptırımların kaldırılması çağrısında bulundu. Ankara'daki NATO Zirvesi'ni değerlendiren Bahçeli, Türkiye'nin yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri olduğunu vurguladı.15 Temmuz'a da değinen Bahçeli, FETÖ'ye karşı hafızaların diri tutulması gerektiğini belirterek, "İhanetin yöntem değiştirmesi sona erdiği anlamına gelmez." dedi.FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek yanılgıdır                                         Son dakika haberi: MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Devlet Bahçeli, "Türkiye, NATO'da tarihi birikimi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir." dedi. Bahçeli, "15 Temmuz tarih boyunca verilen bağımsızlık mücadelesinin son halkasından biridir. Çok katmanlı bir işgal teşebbüsüdür." ifadelerini kullandı.                                       Bahçeli'nin açıklamalarından satırbaşları:                                                                                 Ankara küresel siyasetin pusulasını çizdi. Türkiye, yeni dönemin stratejik tartışmalarının merkezi. Türkiye, NATO'da tarihi birikimi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir. NATO bugün yeni bir devrin şafağındadır. NATO Zirvesi'ni bir toplantı olarak değerlendirmek yanlıştır. Bugünün çok katmanlı güvenlik planlamaları yapılmıştır.                                                                              NATO örtülü ambargoları kaldırabilecek mi? Türkiye savunma sanayiinde şahlanış yaşadı.                                                                                                                                     Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, NATO Ankara Zirvesi'ni alelade bir diplomasi faaliyeti gibi okumanın eksik, sığ ve sakat bir değerlendirme olacağını belirtti.

Ankara'da 70 yılı aşan ittifak hukukunun muhasebesinin yapıldığını ifade eden, ele alınan konulara değinen Bahçeli, Ankara'da, müttefikliğin yalnızca kameraların parlak ışıkları altında verilen pozlardan, kriz günlerinde yayımlanan yavan kınama mesajlarından, kürsülerde cilalanmış cümleleri sıralamaktan ibaret olmadığının, hakiki müttefikliğin hakkaniyet, samimiyet, üretim, paylaşım ve dayanışma üzerine bina edileceğinin açıkça anlaşıldığını vurguladı.Türkiye'nin, NATO'da yalnızca jeostratejik konumuyla değil, tarihi birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline geldiğini dile getiren Bahçeli, Türkiye'nin eriştiği siyasi ve stratejik seviyenin, Ankara Zirvesi'nde bir kez daha görüldüğünü söyledi. Bahçeli, şöyle konuştu:

"Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır. Bu devir, yalnızca savunma bütçelerinin sağına sıfırların eklenip rakamca büyütüldüğü bir devir değildir. Bu devir: kağıttaki taahhüdün fabrikada üretime, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir. Böylesi bir çağda güvenlik yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir. Bugün NATO'nun önündeki mevzu aslında budur. İttifak, bu yeni güvenlik çağının idrakine varmış mıdır? Külfet ve yük paylaşımını gerçek bir adalet zeminine oturtacak mıdır? Savunma sanayiyi birkaç ülkenin imtiyazlı alanı gibi görmekten vazgeçecek midir? Müttefikleri arasında örtülü ambargo, lisans kısıtlaması, siyasi blokaj ve tedarik engeli gibi ittifak hukukunu yaralayan çelişkileri ortadan kaldırabilecek midir? Ankara Zirvesi, işte bu soruları NATO'nun önüne koymuştur.

Sayın Cumhurbaşkanımızın savunma sanayi kısıtlamalarının sona erdirilmesine dair çağrısı, Ankara Zirvesi'nin başlıca ikazlarından biridir. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 sürecinin yeniden ele alınması yönünde beliren irade önemlidir ancak üzerinde durmamız gereken husus: Türkiye'nin yıllardır karşı karşıya bırakıldığı haksız muamelenin ittifak düzeninde meydana getirdiği itimat aşınmasını gidermektir. Zira Türkiye'nin sahadaki fedakarlığını kabul edip savunma kabiliyetini siyasi hesapların konusu yapmak, akıl karı değildir. Şayet bugün şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerinin harp envanterinde yerli ve milli üretim oranımız yüzde seksenleri aşıp muazzam bir şahlanışa dönüşmüşse bu görkemli tablo, milletimize dayatılan esaret cenderesinin nasıl parçalandığının resmidir. Bu sebeple Türkiye namına bu saatten sonra atılacak her olumlu adım bir lütuf değil, geç de olsa güç de olsa hakkaniyet ve hakikat ibresinin yerini bulmasıdır."

Türkiye'nin metre altı çözünürlüğe sahip ilk yerli ve milli gözlem uydusu İMECE'nin NATO'nun uzay ufkunda yeni bir kabiliyet olarak gündeme gelmesinin, Türkiye'nin savunmayı yalnızca karada, denizde ve havada değil, uzayda da düşünen bir devlet aklına ulaştığını gösterdiğini belirten Bahçeli, milli muharip uçak KAAN, Bayraktar KIZILELMA ve Akıncı başta olmak üzere, savunma sanayide üretilen sistemleri hatırlatarak Türkiye'nin devasa bir envantere kolay ulaşmadığına dikkati çekti.

Söz konusu şahlanışın köklerinin Türkiye'nin maruz kaldığı tarihi dayatmaların tecrübelerinde aranması gerektiğini belirten Bahçeli, "Kıbrıs Barış Harekatı'nın hemen ardından boynumuza dolanmak istenen ambargo kementleri, terörle mücadelede sahnelenen o ikiyüzlü diplomasi, F-35 dehlizlerinde kurulan sinsi tuzaklar ve CAATSA yaptırımlarıyla örülen suni duvarlar, asil milletimize kendi göbeğini kesmekten başka hiçbir yol bırakmamıştır. Ram olmayı elinin tersiyle iten Türk devleti, asil fıtratının gereğini layıkıyla yerine getirmiş, kendi öz cevherine rücu ederek etrafındaki muhasara çemberini paramparça etmiştir. Asırlar evvel otağını bizzat kuran, kılıcını kendi örsünde döven, sancağını en ön safta göğüsleyen o kudretli ruh çağımızda yerli ve milli savunma sanayimizle yeniden hayat bulmuştur." diye konuştu.

"MUTABAKAT BİR ŞAHSIN DEĞİL, DEVLETLERİN TAAHHÜDÜDÜR"

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik sözlerini hatırlatan, "mutabakat sürecinin kendisi için bittiğini" ifade ettiğini aktaran Bahçeli, "Henüz kısa bir süre önce bölgeye umut veren, çatışmanın ateşini kesen ve nihai anlaşmaya ulaşılması için bir takvim ortaya koyan mutabakatın, daha bir ay geçmeden etkisizleştirilmesi, ardından İran topraklarının yeniden bombalanması, barış ihtimaline duyulan güveni sarsmıştır." dedi. İran'ın mutabakatın tarafıyken saldırıya uğradığına dikkati çeken Bahçeli, şunları söyledi:

"Bu gerçek görmezden gelinerek Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı'nı kapatma yönünde daha sonra aldığı kararları, öncesinde hiçbir gelişme yaşanmamış gibi müstakil bir saldırganlık başlığı altında değerlendirmek doğru, hakkaniyetli ve vicdanlı bir yaklaşım olmayacaktır. Sebebi sonuç, sonucu sebep gibi göstermek hakikati baş aşağı çevirmekten başka bir anlama gelmeyecektir. İran'ın ülkesine yönelen saldırılar karşısında güvenliğini koruma, egemenlik haklarını müdafaa etme ve milletinin can emniyetini sağlama hakkı vardır. Hiçbir devlet, imza attığı mutabakatın kendisini koruyacağına inanırken ansızın bombalanmayı sineye çekmek mecburiyetinde değildir. Hiçbir millet, topraklarına düşen bombaları sükunet telkinleriyle karşılamak zorunda değildir."

İran'dan itidal bekleyenlerin, öncelikle İran'ı hedef alan askeri müdahalenin hangi meşru gerekçeyle bağdaştığını izah etmesinin gerektiğini belirten Bahçeli, ABD'nin İran'ın nükleer programı, bölgedeki askeri faaliyetleri ve Hürmüz Boğazı'ndaki gemilerin emniyetiyle ilgili kaygılarının olmasının tabii bir durum olduğuna işaret etti.

Bu kaygıların müzakere masasında ele alınmasının, denetlenebilir hükümlere bağlanmasının ve karşılıklı güvencelerle giderilmesinin mümkün olduğunu ve varılan mutabakatın maksadının da bu olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle devam etti:

"Ancak güvenlik kaygısı, bölgemizde daha büyük bir kriz ve kaos meydana getirmenin gerekçesi yapılamaz. Devletler arası münasebetler, bir gün geçerli sayılıp ertesi gün keyfe keder gerekçelerle hükümsüz ilan edilen şahsi tasarruflarla değil, ahde vefa ilkesiyle yürütülür. ABD Başkanı'nın 'mutabakat benim için bitti' açıklaması bu nedenle sorunludur. Mutabakat bir şahsın değil, devletlerin taahhüdüdür. İran'la bugün varılan mutabakatın yarın kolaylıkla terk edilmesi, yalnız Tahran'ın değil, gelecekte Washington'la masaya oturacak bütün başkentlerin zihninde aynı soruyu doğuracaktır: Buhran kazanı ne zaman yeniden kaynamaya başlayacaktır? Kargaşanın fitili hangi bahaneyle tekrar ateşlenecektir? Müzakere masasının altına döşenen saatli bomba ne zaman infilak edecektir? Barış ümidi hangi hesap uğruna bir kez daha kursaklarda bırakılacaktır? Bu sorular cevapsız bırakılamaz. Üstelik söz konusu açıklamanın NATO Zirvesi sırasında yapılması da başlı başına düşündürücüdür."

Hürmüz Boğazı'nda oluşan tablonun İran'ın sebepsiz ve keyfi bir tasarrufu gibi takdim etmenin gerçeklerin yalnızca yarısını anlattığını belirten Bahçeli, şunları kaydetti:

"Hürmüz, dünya ekonomisinin, enerji arzının, deniz ticaretinin ve milyonlarca insanın geçim şartlarının birbirine bağlandığı stratejik bir geçittir. Burada yaşanan her kesinti, petrol ve doğal gaz taşıyan gemilerden başlayarak üretim maliyetlerine, ulaşım giderlerine, gıda fiyatlarına ve nihayet vatandaşların sofrasına kadar uzanacaktır. Hürmüz'deki kilitlenmenin anahtarı da, kaynağı da mutabakatın bozulduğu yerde aranmalıdır. Müzakere masasının hükmü korunup askeri yöntemlere müracaat edilmeseydi bugün Hürmüz Boğazı'nın kapanmasını değil, nihai anlaşmanın hangi esaslar üzerinde yükseleceğini konuşuyor olacaktık. Bu nedenle öncelikle saldırılar durdurulmalı, mutabakatın ihlal edilen hükümleri yeniden işler hale getirilmeli, taraflar karşılıklı yükümlülüklerine riayet etmelidir. Barış kapısı kısa süre önce aralanmıştır. Bu kapıyı yeniden kapatan gelişmelerin üzerine soğukkanlılıkla gidilmelidir. Barışın önüne düşen gölgeyi kaldırma sorumluluğu, mutabakatın taraflarına aittir. ABD, askeri müdahalenin müzakereyle bağdaşmayan sonuçlarını görmeli ve verdiği taahhütlerin gereğine dönmelidir. İran da Hürmüz'deki geçişlerin yeniden emniyet içinde yürütülmesini sağlamalıdır. Hürmüz'den yükselen gerilim, daha büyük bir felakete dönüşmeden durdurulmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da barıştan yana tavizsiz tavrını kararlılıkla sürdürecek ve bölgesel istikrarın korunması adına üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam etmelidir. Unutmayalım ki savaşın kazananı olmadığı gibi, verilen söze sadakatin kaybedeni de olmayacaktır."

Bahçeli, MHP TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, NATO Ankara Zirvesi'nin ardından Avrupa başkentleri ve Brüksel'de yeniden gündeme gelecek en mühim başlıklardan birinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik müzakere süreci olacağını belirtti.

Avrupa'nın stratejik geleceğinin yeniden masaya yatırılması ve hakkaniyetli bir gelecek planı oluşturulması gerektiğini ifade eden Bahçeli, bugün Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu sorunların, eski ezberlerle yönetilemeyecek kadar ağırlaştığını söyledi.

Devlet Bahçeli, enerji arz güvenliğinden düzensiz göçe, savunma kapasitesinden demografik daralmaya, tedarik zincirlerinden ekonomik rekabete kadar uzanan geniş bir yelpazede Avrupa'nın yeni bir yol ayrımında bulunduğuna dikkati çekti.

Bu yol ayrımında görmezden gelinmesi mümkün olmayan bir hakikat bulunduğunu vurgulayan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O hakikatin adı da Türkiye'dir. Ukrayna sahasından Karadeniz'e, Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya kadar uzanan geniş jeopolitik kuşakta Türkiye'nin bulunmadığı hiçbir güvenlik denklemi kalıcı olamayacaktır. Türkiye'nin hesaba katılmadığı hiçbir enerji koridoru sürdürülebilir olmayacaktır. Türkiye'nin dışarıda bırakıldığı hiçbir bölgesel istikrar projesi başarıya ulaşamayacaktır. Bu durum bir temenni değil, değişen dünyanın ortaya çıkardığı stratejik bir gerçektir. Ne var ki Avrupa Birliği, uzun yıllardır bu gerçeği görmek yerine günü kurtaran siyasi reflekslerle hareket etmeyi tercih etmiştir. Türkiye'nin üyelik süreci teknik kriterlerden çok siyasi önyargılarla değerlendirilmiştir. Açılması gereken fasıllar bloke edilmiş, yerine getirilmesi gereken yükümlülükler ertelenmiş, verilen sözler tutulmamış, Türkiye'nin haklı beklentileri sürekli başka gündemlerin gölgesinde bırakılmıştır. Bu yaklaşım yalnızca Türkiye'ye değil, Avrupa'ya da zarar vermiştir."

AB'nin Türkiye'yi bekleme odalarında tutarken kendi stratejik ufkunu daralttığını belirten Bahçeli, "Türkiye'yi dışarıda bırakarak Avrupa'nın daha güçlü olacağını düşünenler, bugün karşı karşıya kaldıkları güvenlik ve istikrar sorunlarına dönüp bakmalıdır." dedi.

Bahçeli, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinin artık yalnızca üyelik müzakereleri kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek, asıl meselenin Avrupa'nın kendi geleceğini nasıl tasavur ettiği olduğunu söyledi.

Avrupa'nın jeopolitik gerçeklerle yüzleşmesi ve stratejik aklı ideolojik ön yargıların önüne koyması gerektiğini ifade eden Bahçeli, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin, karşılıklı saygı, egemen eşitlik ve hakkaniyet temelinde ilerlemesi gerektiğini vurguladı. Bahçeli, şöyle devam etti:

"Elbette Gümrük Birliği'nin güncellenmesi önemlidir. Elbette vize serbestisi sürecinin tamamlanması önemlidir. Elbette ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi önemlidir. Ancak bunlardan daha önemli olan husus, Avrupa'nın Türkiye'yi artık geçici ihtiyaçların hatırlandığı, kriz zamanlarında kapısı çalınan, işler normale döndüğünde ise yeniden ötelenen bir ülke gibi görme alışkanlığından vazgeçmesidir. Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir. Türkiye'nin yeri, stratejik kararların şekillendiği masalarda hak ettiği ağırlıkla bulunmaktır."

"HİÇBİR BAŞKENT TÜRKİYE'NİN HAK VE MENFAATLERİNİ TARTIŞMA KONUSU YAPAMAZ"

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in Türkiye'nin Avrupa güvenlik mekanizmalarındaki rolünü Adalar Denizi'ndeki ihtilaflarla bağlayan açıklamalarının son derece vahim olduğunu belirten Bahçeli, "Avrupa'nın güvenliğini Atina'nın dar siyasi hesaplarına mahkum etmek ne akılcıdır ne de sürdürülebilirdir. Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkiler, üçüncü ülkelerin ön yargılarına, seçim hesaplarına veya tarihi korkularına rehin bırakılamaz. Hiçbir ülke kendi ikili sorunlarını Avrupa'nın müşterek güvenlik gündemi gibi sunma hakkına sahip değildir. Hiçbir başkent Türkiye'nin meşru hak ve menfaatlerini tartışma konusu yapamaz. Türkiye'nin milli hakları pazarlık unsuru, egemenlik hakları ise herhangi bir siyasi şantajın konusu olamaz." ifadelerini kullandı.

Avrupa'nın yeni dünya düzenindeki konumunun, "Türkiye ile birlikte mi hareket edeceği, yoksa eski ön yargıların esiri olarak mı kalacağına" bağlı olarak şekilleneceğini söyleyen Bahçeli, "Türkiye, Avrupa için bir seçenek değil, içine düştüğü kuyuya uzanan güvenli halattır. Türkiye, Avrupa'nın güvenliği, istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve jeopolitik dengesi bakımından vazgeçilmez stratejik bir gerçekliktir. Bu gerçeği kabul edenler kazanacak, görmezden gelenler ise değişen dünyanın sert gerçekleriyle er ya da geç yüzleşecektir." değerlendirmesinde bulundu.

"15 TEMMUZ, TÜRKİYE'NİN İÇERİDEN ÇÖKERTİLMEK İSTENDİĞİ BİR İŞGAL TEŞEBBÜSÜDÜR"

MHP lideri Bahçeli, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü'nün 10. yıl dönümüne ilişkin, 15 Temmuz'un yalnızca bir darbe girişimi olmadığını, Türk milletinin tarih boyunca verdiği bağımsızlık mücadelesinin son halkalarından biri olduğunu vurguladı. 15 Temmuz'un yalnızca tankların sokağa çıktığı, savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı, silahların millete çevrildiği bir ihanet gecesi olmadığını belirten Bahçeli, şöyle devam etti:

"15 Temmuz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin içeriden çökertilmek, milli egemenliğin gasbedilmek ve Türk milletinin iradesinin zincire vurulmak istendiği çok katmanlı bir işgal teşebbüsüdür. Bu nedenle 15 Temmuz'u doğru okumak, yalnızca geçmişi anlamak bakımından değil, geleceği korumak bakımından da milli bir mecburiyettir. Çünkü 15 Temmuz'u sadece bir darbe olarak tarif edemeyiz. 15 Temmuz'u yalnızca FETÖ'nün kalkışması olarak değerlendirmek yetersizdir. 15 Temmuz, Çanakkale'yi geçemeyenlerin başka yollar aramasıdır. 15 Temmuz, Milli Mücadele'de dize getiremediklerini içeriden çözme teşebbüsüdür. 15 Temmuz, Sevr'i kabul ettiremeyenlerin farklı yöntemlerle aynı hedefe ulaşma arayışıdır. 15 Temmuz, Türk milletinin bağımsız yaşama iradesine karşı yürütülen uzun ve karanlık mücadelenin yeni bir cephesidir."

FETÖ'nün yıllar boyunca devlet kurumlarına sızdığını anımsatan Bahçeli, "Milletimizin temiz duygularını sömürmüş, devletimizin imkanlarını kullanmış, kurumlarımızın içine sızmış ve nihayet fırsatını bulduğunu düşündüğü anda Türk devletine silah doğrultmuştur. Fakat hesap edemedikleri bir şey vardı, o da Türk milletinin karakteriydi, Türk milletinin bağımsızlık aşkıydı, Türk milletinin devletine olan sadakatiydi." değerlendirmesinde bulundu.

Türk milletinin 15 Temmuz gecesi bir kez daha tarih yazdığını belirten Bahçeli, "Ve tarihe şu notu düşmüştür: Bu millet esir yaşamaz. Bu millet teslim olmaz. Bu millet iradesini vesayet odaklarına bırakmaz. Bu millet devletini terör örgütlerine teslim etmez." dedi.

"TARİH ŞUURU ZAYIFLADIĞI GÜN FİTNE ODAKLARI YENİDEN CESARET BULUR"

Bahçeli, 15 Temmuz'un 10. yılında üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir diğer hususun, FETÖ ile mücadelenin geçmişte kalmış bir mesele olarak görülmemesi olduğunu vurguladı.

FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmenin ciddi bir yanılgı olduğuna dikkati çeken Bahçeli, "İhanetin yöntem değiştirmesi, ihanetin sona erdiği anlamına gelmez. Tehdidin görünmez hale gelmesi de tehdidin yok olduğu anlamına gelmez. Dün himmet adı altında örgütlenenler vardı, bugün başka maskelerle ortaya çıkmak isteyenler olabilir. Dün devletin mahrem yapılarına sızmaya çalışanlar vardı, yarın başka yollar deneyenler olabilir. Bu sebeple devlet hafızasının diri tutulması, kurumsal tedbirlerin tavizsiz sürdürülmesi ve milli şuurun canlı tutulması hayati önemdedir." diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, milletin hafızasını kaybetmesi halinde tehditlerin yeniden güç kazanacağını belirterek, "Tarih şuuru zayıfladığı gün fitne odakları yeniden cesaret bulur. Milli birlik duygusu aşındığı gün Türkiye'nin karşısındaki hesaplar yeniden hareketlenir. Bu sebeple 15 Temmuz'un hatırasını yaşatmak yalnızca geçmişe saygı değildir, aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluktur. Aynı zamanda devletimize karşı görevdir. Aynı zamanda milletimize karşı vefadır." değerlendirmesinde bulundu.

"TÜRKİYE'NİN BEKASI, GÜNLÜK HESAPLARA KURBAN EDİLEMEYECEK BÜYÜK BİR EMANETTİR"

Bahçeli, 15 Temmuz'un en önemli derslerinden birinin Türkiye'nin bekasının günlük siyasi hesapların üzerinde tutulması olduğunu belirterek, milli güvenliğin partiler üstü bir mesele olduğunu söyledi.

MHP'nin yarım asrı aşan siyasi mücadelesinin "devlet ebed müddet" anlayışı üzerine kurulduğunu ifade eden Bahçeli, "Bizim için Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası, günlük hesaplara kurban edilemeyecek kadar büyük bir emanettir. Dün olduğu gibi bugün de aynı yerdeyiz. Vatanımız için buradayız, milletimizin yanındayız, Cumhuriyetimizin zırhı, demokrasimizin kalkanıyız." dedi.

15 Temmuz şehitleri ile terörle mücadelede hayatını kaybeden şehitleri rahmet ve minnetle anan Bahçeli, gazilere sağlıklı ve uzun ömür diledi.

Türkiye'nin birlik ve beraberliğini koruduğu sürece hiçbir tehdidin amacına ulaşamayacağını belirten Bahçeli, "Türk milleti bir oldukça, Türk devleti güçlü oldukça, milli birlik ve kardeşlik ruhu yaşadıkça hiçbir karanlık odağın, hiçbir ihanet şebekesinin, hiçbir emperyal projenin Türkiye üzerinde başarı şansı olmayacaktır. Çünkü başka Türkiye yoktur." şeklinde konuştu.

Devlet Bahçeli, İspanya'da düzenlenen Okçuluk Dünya Kupası 4. ayak müsabakalarında altın madalya kazanan milli okçu Mete Gazoz'u tebrik etti, Türk sporunun başarılarının artarak devam etmesi temennisinde bulundu.

MHP TBMM Grup Toplantısı'nın ardından Bahçeli, TBMM Şeref Holü'nde 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü etkinlikleri kapsamında açılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının "15 Temmuz'un 10. Yılı Anısına Sanata Teşvik ve Sanatla Yaşam Sergisi"ni ziyaret etti.                                                                                                                  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda küresel siyasetten iç güvenliğe kadar kritik mesajlar vererek, Türkiye'nin NATO'daki kurucu aktör rolünü ve AB'nin çifte standartlarını sert bir dille eleştirdi. İran'a yönelik saldırıların durdurulması ve Hürmüz Boğazı'nda güvenliğin sağlanması çağrısında bulunan Bahçeli, 15 Temmuz'un çok katmanlı bir işgal teşebbüsü olduğunu vurguladı. FETÖ'yle mücadelenin kararlılıkla sürmesi gerektiğine dikkat çeken MHP lideri, "FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek yanılgıdır." dedi.

"Ankara küresel siyasetin pusulasını çizdi. Türkiye, yeni dönemin stratejik tartışmalarının merkezi. Türkiye, NATO'da tarihi birikimi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir. NATO bugün yeni bir devrin şafağındadır. NATO Zirvesi'ni bir toplantı olarak değerlendirmek yanlıştır. Bugünün çok katmanlı güvenlik planlamaları yapılmıştır.

NATO örtülü ambargoları kaldırabilecek mi? Türkiye savunma sanayiinde şahlanış yaşadı.Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'na katılarak konuşma yaptı (Fotoğraflar Anadolu Ajansı'ndan alınmıştır)

İRAN'A SALDIRILAR DURMALI
İran'ın bombalanması barış ihtimaline güveni sarstı. Mutabakat 1 ay geçmeden etkisizleştirildi. ABD Başkanı'nın mutabakat benim için bitti açıklaması sorunludur. Saldırılar durdurulmalı, barış kapısını yeniden kapatan gelişmelerin üstüne soğukkanlılıkla gidilmelidir. ABD askeri müdahalenin müzakere ile bağdaşmayan sonuçlarını görmeli, Hürmüz'deki geçişlerin yeniden emniyet içinde yapılması sağlanmalıdır. Türkiye barıştan yana tavizsiz tavrını kararlılıkla sürdürmeye devam etmelidir."TÜRKİYE'NİN DIŞLANDIĞI YILLAR AVRUPA'YA NE KAZANDIRMIŞTIR?"
AB Türkiye'yi bekleme odasında tutuyor. Türkiye'nin dışlandığı yıllar Avrupa'ya ne kazandırmıştır? Türkiye'nin AB ilişkileri saygı ve eşitlik temelinde ilerlemelidir. Türkiye yalnızca dürüst olunmasını istemektedir. Türkiye yalnızca çifte standartların son bulmasını istemektedir. Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir...

Türkiye'nin egemenlik hakları herhangi bir siyasi şantajın konusu olmaz. Bu konuda tavrımızın değişmesi söz konusu dahi olamaz. Türkiye Avrupa için güvenli bir halattır. Türkiye'nin Avrupa güvenliği, istikrarı, enerji arzı bakımından vazgeçilmez bir stratejik gerçekliktir. Bu gerçekliği görenler kazanacaktır.

"15 TEMMUZ ÇOK KATMANLI BİR İŞGAL TEŞEBBÜSÜDÜR"
Aradan geçen yılların ardından görüyoruz ki 15 Temmuz yalnızca bir darbe teşebbüsünün adı değildir, 15 Temmuz tarih boyunca verilen bağımsızlık mücadelesinin son halkasından biridir. Çok katmanlı bir işgal teşebbüsüdür. 15 Temmuz milli mücadele ile dize getiremediklerini içerden çözme girişimidir. FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek yanılgıdır.

Kod adı "Namık": Adil Öksüz'ün FETÖ'deki kritik rolünün kronolojisi,Kod adı "Namık": Adil Öksüz'ün FETÖ'deki kritik rolünün kronolojisi,

Giriş Tarihi:13 Temmuz 2026 07:32Son Güncelleme:13 Temmuz 2026 07:45

FETÖ’nün Hava Kuvvetleri imamı Adil Öksüz nasıl kaçtı? Akıncı’dan serbest bırakılmaya uzanan kritik süreç

FETÖ'nün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki mahrem yapılanmasının en kritik isimlerinden "Namık" kod adlı Adil Öksüz, akademisyen kimliğini örgütsel faaliyetleri için kamuflaj olarak kullandı. Soruşturma dosyaları, tanık beyanları ve yargı süreçlerine yansıyan bilgiler; darbe hazırlıklarından Akıncı Üssü'ndeki yakalanışına, serbest bırakılmasının ardından kayıplara karışmasına kadar uzanan sürecin ayrıntılarını ortaya koyuyor.

15 Temmuz 2016'daki FETÖ darbe girişiminin üzerinden yıllar geçmesine rağmen kalkışmanın kritik isimlerinden biri olan Adil Öksüz hakkındaki soruşturmalar ve yargı süreçleri gündemdeki yerini koruyor. "Namık" kod adıyla örgütün mahrem yapılanmasında faaliyet yürüttüğü belirtilen Öksüz'ün, akademisyen kimliği altında sürdürdüğü faaliyetler, darbe hazırlıkları sırasındaki temasları ve firar süreci soruşturma dosyalarına ayrıntılı şekilde yansıdı.Yargı kararları, tanık anlatımları, HTS kayıtları ve resmi soruşturma belgeleri birlikte değerlendirildiğinde, Öksüz'ün FETÖ içerisindeki konumu ile darbe girişimi öncesindeki hareketliliğine ilişkin önemli tespitler ortaya çıktı.AKADEMİSYEN KİMLİĞİYLE ÇİFT HAYAT SÜRDÜ                                                  1967 yılında Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesinde doğan Adil Öksüz, 1990 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Ardından yüksek lisans ve doktora eğitimini Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Aynı üniversitenin İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü'nde yardımcı doçent olarak görev yaptı.

Resmi görevini sürdüren Öksüz, çevresinde sıradan bir akademisyen profili çizdi. Ancak soruşturma dosyaları ve örgüt mensuplarının ifadelerine göre bu akademik kimlik, örgütsel faaliyetlerin gizlenmesinde kullanılan önemli bir kamuflaj işlevi gördü. Yurt dışı seyahatleri ve örgüt içindeki temaslarını akademik faaliyet görüntüsü altında sürdürdüğü değerlendirildi.FETÖ'NÜN MAHREM YAPILANMASINDA KRİTİK İSİMLERDEN BİRİ OLDU                                                                                                                                  FETÖ'nün kamu kurumlarındaki yapılanmasının en dikkat çeken unsurlarından biri, "mahrem imam" olarak adlandırılan sivil yöneticilerdi. Askeri ya da resmi görevleri bulunmayan bu isimlerin, örgüt adına üst düzey kamu görevlileriyle irtibat kurduğu ve örgütsel talimatların iletilmesinde rol aldığı soruşturma dosyalarına yansıdı.                                                                                            Bu yapı içerisinde "Namık" kod adını kullandığı belirtilen Adil Öksüz'ün, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki Hava Kuvvetleri yapılanmasından sorumlu mahrem yönetici konumunda bulunduğu yönünde çok sayıda tanık beyanı ve yargı dosyası kaydı yer aldı. Soruşturmalarda elde edilen bilgi ve bulgular, Öksüz'ün doğrudan örgütün üst yönetimiyle temas kuran isimlerden biri olduğunu ortaya koydu.

ANKARA'DAKİ VİLLADA DARBE HAZIRLIKLARI İDDİASI

Soruşturma dosyalarına giren tanık beyanlarına göre, Ankara'da danışmanlık merkezi görünümündeki üç katlı bir villada darbe girişimine yönelik hazırlık toplantıları yapıldı. Özellikle "Şapka" kod adlı gizli tanığın ifadelerinde, Adil Öksüz'ün bu villada örgüt mensubu askerlerle sık sık bir araya geldiği ve hazırlık sürecini koordine eden isimlerden biri olduğu öne sürüldü.

Dosyada yer alan anlatımlara göre söz konusu toplantılar 2016 yılının Haziran ayı sonlarında yoğunlaştı. Tanık ifadeleri ve soruşturma kapsamında elde edilen bulgular, darbe hazırlıklarının bu süreçte sistematik şekilde yürütüldüğüne işaret etti.

ABD SEYAHATLERİ SORUŞTURMA DOSYALARINA YANSIDI

15 Temmuz darbe girişiminden önce Adil Öksüz'ün yurt dışı seyahatleri de soruşturmaların önemli başlıklarından biri oldu. HTS kayıtları, pasaport hareketleri ve havalimanı giriş-çıkış kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde, Öksüz'ün 2016 yılının Mart ve Haziran aylarında ABD'ye birden fazla kez gittiği tespit edildi.

Soruşturma dosyalarına göre Öksüz, 11 Temmuz 2016 tarihinde Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan ABD'ye hareket etti ve darbe girişiminden iki gün önce, 13 Temmuz'da Türkiye'ye döndü. Yargı dosyalarında yer alan değerlendirmelerde bu seyahatin, darbe hazırlıkları öncesindeki kritik temaslar kapsamında değerlendirildiği belirtildi. Ancak bu ziyaretin içeriğine ilişkin kamuoyuna açıklanmış kesin ve bağımsız şekilde doğrulanmış resmi bir kayıt bulunmuyor.

AKINCI ÜSSÜ YAKINLARINDA YAKALANDI                                                   15 Temmuz gecesi darbe girişiminin yönetildiği merkezlerden biri olarak gösterilen Akıncı Üssü'nün çevresinde 16 Temmuz sabahı yapılan kontroller sırasında Adil Öksüz jandarma ekiplerince gözaltına alındı.                   Üzerinde GPS cihazı, cep telefonu ve bir miktar para bulunan Öksüz, ifadesinde bölgede bulunma nedenini "Kazan ilçesine tarla bakmaya gelmiştim" sözleriyle açıkladı.                                                                  Ancak darbe girişiminin ardından yürütülen soruşturmalarda bu savunma, dosyadaki diğer deliller ve tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirildi. Öksüz hakkında hazırlanan iddianamelerde, Akıncı Üssü'ndeki faaliyetlerine ilişkin çok sayıda tespit ve tanık anlatımı yer aldı.ADLİ KONTROLLE SERBEST BIRAKILDI                                                       Gözaltı işlemlerinin ardından Sincan Batı Adliyesi'ne sevk edilen Adil Öksüz, 18 Temmuz 2016 tarihinde çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.                                                                                              Karara savcılık itiraz etti ancak itiraz reddedildi. Böylece darbe girişiminin kilit isimlerinden biri olarak değerlendirilen Öksüz, adliyeden ayrıldıktan sonra izini kaybettirdi.                                                                                                  Daha sonraki yargı süreçlerinde, serbest bırakma kararında görev alan hâkimler hakkında da soruşturma yürütüldü. İlgili hâkimler meslekten ihraç edilirken, haklarında açılan davalar sonucunda çeşitli hapis cezalarına hükmedildi.

"34 SIR 49" PLAKALI OTOMOBİLİNİ BIRAKIP KAYBOLDU

Serbest bırakılmasının ardından Ankara'dan İstanbul'a geçen Adil Öksüz, daha sonra Sakarya'nın Akyazı ilçesindeki kayınpederinin evine gitti.

Soruşturma kayıtlarına göre burada ailesiyle görüştükten sonra kendisine ait 34 SIR 49 plakalı otomobili bıraktı ve bir daha kendisinden haber alınamadı.

Yargı kararlarında, firar sürecinde Öksüz'e yardım ettikleri belirlenen bazı kişiler de örgüt üyeliği ve örgüte yardım suçlarından mahkûm edildi. Firarın organize edilmesine katkı sağladığı belirtilen isimler hakkında farklı mahkemelerce hapis cezaları verildi.

HAKKINDA KIRMIZI BÜLTEN ÇIKARILDI

Adil Öksüz hakkında FETÖ'nün çatı davaları kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle dava açıldı. Firari durumda bulunan Öksüz için Interpol aracılığıyla kırmızı bülten çıkarıldı.

İçişleri Bakanlığı Terörden Arananlar Listesi'nde kırmızı kategoride yer alan Öksüz'ün yakalanmasına yönelik çalışmalar güvenlik ve istihbarat birimlerince sürdürülüyor.

Çeşitli tanık beyanlarında ve soruşturma dosyalarında, Öksüz'ün yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarak Almanya'da saklandığı yönünde iddialar yer aldı. Ancak bu iddialara ilişkin kamuoyuna açıklanmış kesinleşmiş resmi bir tespit bulunmuyor.

SERBEST BIRAKILMASI VE FİRARINA İLİŞKİN YARGI SÜREÇLERİ TAMAMLANDI                                                                                                 Adil Öksüz'ün serbest bırakılması ve firar sürecine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında çok sayıda kamu görevlisi ve örgüt mensubu hakkında dava açıldı.                                                                                        Serbest bırakılmasına karar veren hâkimler meslekten ihraç edilirken, yargılamalar sonucunda hapis cezalarına çarptırıldı.                                       Öksüz'ün firarına yardım ettiği belirlenen bazı örgüt mensupları da farklı mahkemelerde yargılandı. Bunlar arasında, kaçış sürecinde lojistik destek sağladığı belirtilen kişiler ile örgüt adına hareket ettiği değerlendirilen isimler hakkında da mahkûmiyet kararları verildi."TİMSAH" KOD ADLI SAHTE MİT BELGESİ İDDİASI                                   15 Temmuz darbe girişiminin ardından soruşturma dosyalarına giren itirafçı beyanlarında, Adil Öksüz adına sahte bir MİT angaje formu hazırlandığı iddiasına da yer verildi.                                                                                İfadelerde, Öksüz'ün "Timsah" kod adlı bir MİT görevlisi gibi gösterilmeye çalışıldığı ve bu yönde hazırlanan sahte belgenin örgüte yakın sosyal medya hesapları üzerinden dolaşıma sokulduğu öne sürüldü.                                Soruşturma dosyalarında yer alan değerlendirmelere göre bu girişimin, kamuoyunda algı oluşturmayı ve soruşturmanın seyrini etkilemeyi amaçlayan bir dezenformasyon faaliyeti olduğu değerlendirildi.

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden yıllar geçmesine rağmen Adil Öksüz dosyası, FETÖ soruşturmalarının en kritik başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Firari durumdaki Öksüz hakkında açılan davalar gıyabında devam ederken, güvenlik birimleri yakalanmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Soruşturma dosyaları, mahkeme kararları ve resmi kayıtlar ise örgütün mahrem yapılanmasının işleyişine ilişkin önemli veriler sunmaya devam ediyor.

FETÖ’nün Hava Kuvvetleri imamı Adil Öksüz nasıl kaçtı? Akıncı’dan serbest bırakılmaya uzanan kritik süreç

FETÖ’nün “Hava Kuvvetleri imamı” Adil Öksüz, darbe planlamasında kilit rol üstlendi. Öksüz’ün darbe girişiminden önce ABD’ye gidip 13 Temmuz 2016’da Türkiye’ye döndüğü, serbest bırakılmasının ardından İstanbul üzerinden Sakarya’ya geçtiği belirlendi. Firari isim son olarak kendisine ait 34 SIR 49 plakalı aracı bıraktıktan sonra izini kaybettirdi.

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) sayıca az olan üst düzey sivil militanların en kritik isimlerinden biri de "Namık" kod adıyla bilinen Adil Öksüz'dü. 1967 yılında Kahramanmaraş'ın Andırın'da doğan Adil Öksüz, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden 1990 yılında mezun oldu. Yüksek lisans ve doktora eğitimini Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamlayan Öksüz, aynı üniversitenin İlahiyat Fakültesi'nde Temel İslam Bilimleri bölümünde yardımcı doçent olarak görev yaptı.

FETÖ’nün darbe planlamasında kilit rol üstlenen “Hava Kuvvetleri imamı” Adil Öksüz (Haberin fotoğrafları AA, Takvim Foto Arşiv ve sosyal medyadan alınmıştır)

KENDİSİNİ KAMUFLE ETTİ

Örgütün "Hava Kuvveteri İmamı" olarak bilinen Öksüz, Ankara'da danışmanlık merkezi olarak kullanılan 3 katlı bir villada, 2016 yılının Haziran ayı sonu itibarıyla TSK içindeki örgüte bağlı rütbeli subaylarla birlikte darbe girişiminin planlanmaya başladı. O tüm bu süreçte, örgüt içindeki konumu açığa çıkmasın diye "Akademisyen" kimliğini kullanarak kendisini kamufle etti.

Darbe girişiminden önceki süreçte Öksüz'ün seyahat trafiği doğrudan eylem planlamasına işaret ediyordu. Öksüz, 2016 yılının Mart ve Haziran aylarında defalarca ABD'ye uçtu.

AKINCI'DA YAKALANDI, HÂKİMLER SERBEST BIRAKTI

15 Temmuz gecesi darbe girişiminin komuta merkezi Ankara'daki Akıncı Üssü'ydü. 16 Temmuz 2016 sabahı Akıncı Üssü yakınlarında jandarma ekipleri tarafından üzerinde bir adet GPS cihazı, cep telefonu ve bir miktar parayla yakalanan Öksüz, bölgede bulunma nedenini "Tarla bakmaya gelmiştim" diyerek açıklamaya çalıştı.

Gözaltına alındıktan sonra Sincan Batı Adliyesi'ne sevk edilen Öksüz, adli süreçteki şüphe uyandıran zafiyetler ve ihmaller zinciri neticesinde, 18 Temmuz 2016'da Hâkim Köksal Çelik tarafından sadece 21 dakika içinde adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Savcılığın bu karara yaptığı itiraz ise diğer hâkim Çetin Sönmez tarafından reddedildi. Böylece en kritik isim adliye kapısından yürüyerek çıktı.DARBE PLANI PENSİLVANYA'DA ONAYLANDI

Yapılan HTS (arama trafiği) ve havalimanı kayıt incelemelerinde; darbe planının son onayını almak üzere 11 Temmuz 2016'da Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan ABD'ye gittiği ve darbe girişiminden sadece iki gün önce, 13 Temmuz 2016'da Türkiye'ye döndüğü belgelendi. Bu seyahat, hain darbe planının Pensilvanya'daki örgüt elebaşı tarafından onay aldığına dair bir değerlendirme oldu.'SIR' PLAKALI ARAÇLA KAÇTI,

Serbest bırakılma kararının hemen ardından adliyeden ayrılan Adil Öksüz, planlı bir kaçış rotasını devreye soktu. Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan uçakla İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'na geçen Öksüz, kameralara son kez burada takıldı. 19 Temmuz sabaha karşı Sakarya'nın Akyazı'da bulunan kayınpederinin evine uğradığı, eşinin ailesiyle görüştükten sonra kendisine ait olan "34 SIR 49" plakalı otomobilini bırakıp bir daha dönmemek üzere izini kaybettirdiği tespit edildi. Hakkında kırımızı bülten çıkarılan Öksüz halen firari olarak aranıyor.SAHTE MİT AJANI YAPMAYA ÇALIŞTILAR,

Darbe girişiminin ardından bir itirafçının beyanlarına göre; teşkilattan sızdırılan orijinal bir angaje formu şablonu kullanılarak Adil Öksüz adına sahte bir belge üretildi.

Öksüz'ü 2014 girişli "Timsah" kod adlı bir MİT ajanı ve sözde paralel yapıyla mücadele eden bir görevli gibi gösteren bu sahte belge, örgüt tarafından kontrol edilen sosyal medya hesapları ve FETÖ'cü medya aygıtları vasıtasıyla hızla dolaşıma sokuldu. Örgüt bu bilgiyi hedef şaşırtmak için servis etti.YARDIM EDENLER CEZALANDIRILDI

Firari Adil Öksüz'ü serbest bırakan iki hâkim Çetin Sönmez ve Köksal Çelik, 2018'de meslekten ihraç edildi.

Hâkim Sönmez, "silahlı terör örgütüne üyelik" suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Öksüz'ü Sakarya'daki arama çalışmalarında kasıtlı olarak kaçırdığı belirlenen dönemin Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürü Ercan Özoğluöz ise 7 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Son olarak, Öksüz'ü İstanbul Üsküdar'daki güvenli evden alarak kaçış sürecinde şoförlüğünü ve saklama faaliyetlerini yürüten kilit isimlerden Cihat Yıldız, Beylikdüzü'nde yakalanarak "silahlı terör örgütü yöneticiliği" suçundan 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

gggg

TÜRKİYE ONUN PEŞİNDE

Hakkında kırmızı bülten çıkarılan Öksüz, ana darbe davalarında ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanıyor. Firarı sonrası Öksüz'ün Almanya'da Frankfurt ve Hannover şehirlerinde, örgütün hücre evlerinde veya yabancı istihbarat servislerinin himayesindeki güvenli lokasyonlarda saklandığı değerlendiriliyor.

Haber: Ali Rıza Akbulut

 

FETÖ'nün sözde eski imamından çarpıcı itiraf! Soru hırsızlığında yeni detaylar | Dikkat çeken Adil Öksüz vurgusu

Giriş Tarihi:11 Şubat 2025 21:18 Son Güncelleme:12 Şubat 2025 01:31

FETÖ'nün ABD'de firari yaşayan eski sözde mahrem imamı Abdullah Antepli'den sınavlarda çalınan sorular ve firari Adil Öksüz'e ilişkin açıklamaları dikkat çekti. Elebaşının FETÖ tarafından çalındığına dair bir haberi izledikten sonra, bütün kalabalığın içinde konuştuğunu yineleyen Antepli, Gülen'in, bu itirafını, kızgınlıkla "boş bulunduğu" bir anda ağzından kaçırdığını anlattı. Öksüz'ü, "Gülen'in gözdesi" olarak tanımlayan Antepli, kendisine 2011-2012 yıllarında örgütün Pensilvanya'daki kamp merkezinde sıkça rastladığını, kampta bulunanların da Öksüz'e büyük saygı gösterdiğini belirtti. İşte detaylar...

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) ABD'de firari yaşayan etkili üyelerinden eski sözde mahrem imamı Abdullah Antepli, Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) ve üniversite giriş sınav sorularının çalınarak FETÖ üyelerine verilmesiyle ilgili açıklamalarına yenilerini ekledi.                                          İTİRAFI SONRASI TEHDİT                                                                                  Eski Zaman gazetesi çalışanı firari FETÖ'cü Ahmet Dönmez'in sosyal medya programına ikinci kez katılan Antepli, soru çalma olayıyla ilgili verdiği ilk röportajın ardından kendisinin ve ailesinin örgüt üyelerince tehdit edildiğini aktardı.FETÖ'nün sözde eski imamından çarpıcı itiraf! | Fotoğraf-AA Arşiv                Antepli, aile bireylerinin isim, adres ve iletişim bilgilerinin örgüt tarafından internete konulup hedef gösterilmesinin ardından, Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) konuya müdahil olduğunu söyledi.FETÖ'nün sözde eski imamından çarpıcı itiraf! | Fotoğraf-AA Arşiv

ELEBAŞI İTİRAFI AĞZINDAN KAÇIRDI

Antepli, Gülen'in, soruların çalınmasıyla ilgili konuşmasını, örgüt kampındaki eski merkez binanın 2. katındaki büyük salonda, kahvaltıdan hemen sonra başlayan "diyalog toplantısı öncesinde" yaptığı detaylarına yer verdi. Gülen'in bu salonda, 2010 KPSS sorularının o zaman "Paralel Devlet Yapılanması" diye adlandırılan FETÖ tarafından çalındığına dair bir haberi izledikten sonra, bütün kalabalığın içinde konuştuğunu yineleyen Antepli, Gülen'in, bu itirafını, kızgınlıkla "boş bulunduğu" bir anda ağzından kaçırdığını anlattı.

Antepli, söz konusu diyalog toplantısında Kurucan'ın da orada olduğunu "çok iyi hatırladığını" ifade ederek, Gülen'in, örgütün soru çalmasıyla ilgili o gün yaptığı konuşmadan sonra kendisiyle özel bir görüşmede "uzun uzadıya konuştuğunu" aktardı.

Bu konuda, ilk röportajının ardından Kurucan'ı arayarak konuyu özetlediği 1,5 dakikalık bir ses kaydını da dinleten Antepli, aynı konuyu, Pensilvanya'ya her geldiğinde "evinde kalacak ve ailecek görüşecek kadar samimi olduğunu" belirttiği diğer FETÖ üyesi Türk İslam ("Tarık Bey") ile de aynı günün akşamında ve sonrasında konuştuğunu paylaştı.

FETÖ'nün sözde eski imamından çarpıcı itiraf! | Fotoğraf-AA Arşiv

TÜRKİYE'YE GELİP CEZA ÇEKMEYE HAZIRIM

Antepli, söz konusu yıllarda Türkiye'de, askeri lise sınavlarında çıkacak soruların çalınarak Tarık Bey ve kendisine verildiğini, bu soruları çocuklarla paylaştıklarını söyledi. Söz konusu iddiaları ilk kez 2018'de yazdığını dile getiren Antepli, örgütte bazı çevrelerdeki "Fetullah Gülen masum, çevresi kötü" söyleminin de ölen elebaşının rolünü anladıktan sonra kendisi için çöktüğünü belirtti. Antepli, Türkiye'ye gidip hukukun gerektirdiği cezayı çekmeye hazır olduğunu ifade etti.

Antepli, 1988 ile 1997 yılları arasında, çalınan askeri lise sınavı sorularını kendisine, o dönem örgütün mahrem yapılanmasının başında bulunan (Murat Ceylan kod adlı) Orhan Cem Çavdar tarafından ulaştırıldığı bilgisini paylaştı.

ADİL ÖKSÜZ VE ÖLEN ELEBAŞI GÜLEN

Abdullah Antepli, 15 Temmuz hain darbe girişiminin bir numarası olarak aranan FETÖ'cü firarı Adil Öksüz'ü de Pensilvanya'daki kampta "çok kez gördüğünü" söyledi. Antepli, Gülen'in Öksüz'e çok itibar ettiğine de tanık olduğunu belirtti.FETÖ'nün sözde eski imamından çarpıcı itiraf! | Fotoğraf-AA Arşiv,

Öksüz'ü, "Gülen'in gözdesi" olarak tanımlayan Antepli, kendisine 2011-2012 yıllarında örgütün Pensilvanya'daki kamp merkezinde sıkça rastladığını, kampta bulunanların da Öksüz'e büyük saygı gösterdiğini aktardı.

ABDULLAH ANTEPLİ KİMDİR?

Küçük yaşlardan itibaren örgüt içinde yer almış, sözde "semt imamlığı" da yapmış Tuncay Abdullah Antepli'nin, üniversite döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Emniyet "mahrem imamlığına" kadar terör örgütü FETÖ'nün birçok kademesinde yer aldığı biliniyor.

Myanmar ve Malezya'da FETÖ adına sözde imam olarak görev yaptığını söyleyen Antepli'nin, örgütün "dinler arası diyalog politikası" kapsamında ABD'de de görevlendirildiği, 2003'te Connecticut eyaletinde Hristiyan İlahiyat Fakültesinde (Hartfod Seminary) "dini rehber" olarak çalıştığı, sonrasında ise North Carolina'daki Duke Üniversitesinde görev yaptığı ifade ediliyor.

Günün Diğer Haberleri